Asalak

Taksicilik verilmesi en kolay servislerden biridir. Hizmetin tüm içeriği “A noktasından B noktasına…” tarifi kadar basittir. Uber, Lyft ve Curb gibi girişimler bu komplike çıkarımı yapamayanlara işin gerçek yüzünü kanıtlayalı çok oldu.

Ancak ülkemizde hala ikna olmayanlar ve bu basit hizmeti anlamsız çıkmazlara sokanlar var. Bu mafyanın tarifidir. Basit olanı karmaşık hale getirmek ise bürokrasinin.

Çözümü düşünülmemiş veya çözümü uygulanmamış bir problem yapılacaklar listesindedir. Eğer bir problem, çözülmüş örnekleri varken hala askıdaysa artık bir problem değil; asalaktır.

Taksi hizmeti Türkiye’nin diğer birçok meselesi gibi bir sorun değil bir asalaktır. Çünkü dünyada sayısız çözülmüş örneği vardır.

Ve unutma; bu asalak seni tüketirken ekosistemin tasarlayıcısı bürokrasinin sağlıklı kalmasını sağlar.

Nudist pazarlama

Pazarlamanın kadını bir ürün gibi kullanması tartışması çok yaygındır. Meşhur İngiliz deyimiyle “It’s a free country, ain’t it? İstediğinizi yapmakta özgürsünüz.

Sadece bu platforma saniyede 1100 üzerinde fotoğraf yüklenir ve belki içeriğin %30’dan fazlasını kadın modeller oluşturur. Dolayısıyla mevzu yeni ve muamma değildir.

Geçenlerde saygın bir sektörde faal, bilinir bir markanın fuar standını ziyaret ettim. Tekrar tanımlayayım: “Striptiz şovunu…”

Pazarlamanın amacı dikkat çekmektir ama pazarlamacı bunun için yanıp tutuşurken, kendini şu soruyla söndürür: Ne pahasına?

Bu sorunun cevabı ise güvendir. Dikkat çekmenin her zaman kısayolları olmuştur. Kendinizi yakarak dikkat çekebilir ama kesinlikle güven kazanamazsınız.

Dikkat eyleme geçmek için karşılığında şu soruyu sorar: Ne öneriyorsun? Ya da benim verdiğim nudist örnek ve benzerleri söz konusu olduğunda: Ne gizliyorsun?

Kütük hikayesi

Doğup büyüdüğüm şehirde hep anlatılan meşhur bir ebeveyn öğüdü vardi.

Öykünün özeti söyle:

Zengin baba oğullarına karşı serttir. Anne bu duruma isyandadır. Baba herkese bir ders vermek ister ve günün birinde evin giriş kapısının önüne kocaman bir kütük koyar.

Eve gelen 4 oğuldan hepsi kütüğün niye orada durduğunu sorgulamadan, girişe engel teşkil ettigi gerçeğini görmezden gelerek üstünden atlayıp eve girerler. Adam eşine döner ve “Gördün mü? İşte tam da bu yüzden…” der.

Bu öykü iş dünyası söz konusu olduğunda bana şu gerçeği hatırlatır: 20 yıl önce dört yılını harcadığın kampüsün yapacağın işe katkısı sıfırdır. Önemli olan sorunları ele alış biçimindir.

“Üstünden atlayabiliyorsam benim problemim değildir!” yaklaşımı seni en fazla memur yapar.

Taklit

Soru 3/3

Taklit ile ilgili görüşünüz nedir?

Benzetme/imitasyon pazarlama söz konusu olduğunda heybesi dopdolu bir temaya dönüşebilir. Çünkü taklitler aslını yaşatabilir, savaş başlatabilir veya yeni yaklaşımlara yol açabilir.

Neredeyse her konuda olduğu gibi taklit de söz konusu olduğunda kasıt önemlidir. Mesela bir İskandinavın güneşli günlere özlemi, ilgili koşulları taklit etme girişimini tetiklemiş ve nihayetinde Sauna’yı doğurmuş olabilir.

Her yeni tasarım bir öncekini ilintiler. Eğer taklitten kasıt buysa sorun yok demektir. Her ne kadar TDK bize aksini öğretse de taklit kopya/replika değildir. Mesela Xiaomi Apple’ı taklit etmez, kopyalar. Apple ise IBM’i taklit etmiştir.

Sorular için teşekkürler :)

Fikrini değiştir

Soru 2/3

“Nereden başlamalı?”

Harika bir soru.

Yanıldığında fikrini değiştirmeni sağlamak ne kadar zaman alıyor?

Buradan başla.

Ve cevaplar konusunda dürüst ol. Çünkü bu proses, geliştirme yeteneğin ile korelasyon halindedir.

Gelişmek değişmektir. Mükemmel olmak sık sık değişmektir. -W. Churchill

Kızıldeniz

Gelen sorular arasından 3 tane seçim yaptım.

Başlıyoruz…

Soru 1/3:

Sence Türkiye’nin çözüm için neye ihtiyacı var?

Kaliteli bir öyküye.

Dolar/faiz, ekonomi, adalet, egitim vd. konuşulduğunda artık kulaklarımı tıkıyorum. Çünkü aşağı yukarı tüm bu başlıklarda ne yapılması gerektiği ve hesap ortadadır. Asıl cevaplanması gereken “Nereye gidiyoruz?” sorusudur.

Denizi yüzerek veya tekneyle mi, yoksa Musa’nın asasıyla mı aşacağız meselesini belirlemeden önce:

Neden karşıya geçmeye çalıştığımız, karşıda bizi neyin beklediğini, orada ne bulmayı ümit ettiğimiz karara bağlamamız gerekiyor.

Türkiye’nin çıkmazına ancak kaliteli bir öykü cevap verebilir.

Ve bu ülkenin elinde kötü bir versiyon bile yok. Üzgünüm.

Kötü fikir

Geçenlerde “Bana sorun” gönderisi paylaştım. Bu alan amacı dışında kullanıldı. Genellikle övgüler aldım. Gelen kayda değer birkaç soru vardı. Bunlara cevaplarımı müsait bir arada paylaşacağım.

Ama hepsinin arasında şu soru dikkatimi çekti:

“Abi her gün bu kadar fikri nasıl üretiyorsun? Ben ayda belki bir tane iyi fikir üretebiliyorum…”

“Ayda kaç tane kötü fikrin olur?” diye sordum…

Cevap gelmedi*.

*Benim yüzlerce olur.

Aynı ama farklı

Telefon telgrafı benzer şeyleri daha iyi yaparak değil, haberleşmeye tamamen farklı bir boyut kazandırarak bitirdi.

YouTube, Netflix ve WEB geleneksel TV ve Gazeteciliğin, iPhone diğer mobil telefonların sonunu aynı temayı farklı yorumlayarak getirdi.

“Benzer işler…” diyebilirsin. Haklısın da, öyle. Ama çözümler farklı.

Etrafındaki problemlere iyi bak ve şu soruyu sor: Hangisine farklı yaklaşırsam yarın dünden farklı olur? İhtiyacımız olan değişim bu soruya vereceğin cevaplarda saklıdır.

Eder

Paha biçilmez bir eseri değersiz bir paçavraya dönüştürebiliriz (Kırarak, bakımsız bırakarak, üstüne bir şey dökerek vd).

Ama aynı şekilde değersiz bir parçayı değer biçilemez bir seviyeye taşıyabiliriz (Bu nesneye anıları, öyküyü veya alıcınla bağlantı kurduracak herhangi bir öznel temayı işleyerek).

Eğer bugün müşterilerinin ürününe/hizmetine baktığında umursadığı sadece fiyatsa, onlara umursayacak başka bir şey vermiyorsun demektir.

Değerleme senin elinde…*

*Eleştirel not: Paramız ise tam da bu yüzden çok değersiz.

Hazır mısın?

Bu sorunun iki net cevabı vardır. İkisi de “Gibi, belki, sanki, galiba…” içermez.

Çünkü bu zarflar bu soru sorulduğunda herkesi olağanüstü risklere sokabilir.

Evet yada hayır. Elindekiler bunlar.

Duraksamadan “Evet” diyebilmek; oturmuş standartlar ve kayda değer bir ülkü ile birlikte, ters gidebilecek milyonlarca bağımsız ihtimalin farkında olmayı gerektirir.

Eğer “Hayır” diyorsan kendini ölçüyor ve geliştiriyorsun demektir (Sana güveniyorsuz).

Belkici, yoldan çekil.