Gönder gelsin

Fiyat pazarlamanın konusu değildir. İlgisizdir.

Pazarlama söz verir ve bu sözü tutmaya olanak sağlayacak kadar ücret alır.

Düşük fiyatın, indirimin ve kampanyanın cazibesi hızlı unutulur.

Söz verip tutmamak ise kuyruk sancısı bırakır.

Unutulmaz.

Eğer ürünün seni tatmin ediyor ve verdiğin sözü karşılıyorsa bizi etiketle korkutamazsın.

Sözünü tuttuysan; gönder gelsin.

Gerçek soğuk

Bazen olgular ihtiyaç duyulan hızda yayılmaz. Çünkü gerçek, bir termometrenin göstergesi kadar net olsa bile; bizim o sıcak su dolu sürahiyi kara dönüştürecek girişimde bulunmamız gerekir.

Neden? Çünkü bu fikir havanın -25 derece olduğu gerçeğini dikkat çekici şekilde ortaya çıkartır.

Ve diğer her şey gibi gerçeğin de dikkate ihtiyacı vardır.

Pazarlama budur.

Seni kim tanıyor?

Bahse girmeyi, iddiayı ve olasılıklara oynamayı severiz. Ancak çoğunlukla bildiğimizle, tanıdığımızla eyleme geçeriz.

“Seni kim tanıyor? Ve bu ne anlama geliyor?”*

Bu soruları sormadıysan, pazarlama senin için örtüsünü bile kaldırmamış demektir.

*Mesela Noel Baba’nın sesini, yüzünü, renklerini, kıyafetini, niyetini tanıyoruz. Bu yüzden güveniyoruz, satın alıyoruz.

Yer aç

Acil olan her zaman önemli değildir.

Hep acil olana odaklanmak bazen önemli olanı gözden kaçırır. Çünkü acil; hoşgörüsüz, sabırsız ve ısrarcıdır.

Önemli olanı aylardır göz ardı edip hep acile odaklananlar büyük bir ekonomik drama sebep oldular.

Önemli olana yer açmak için bazı acilleri rafa kaldırın.

Geçmiş

Geçmiş tanı koymak ve iyileştirmek için rafta duran bir veriden fazlası değildir. Çünkü zaman geriye doğru akmaz. Geçmişse bitmiştir. Ve tarih tekerrürden ibaret değildir.

Telgrafın telefona, telefonun internete evrilmesi ‘tekrarı’ anımsatsa da gelecek kökten değişmiştir. Geçmişte takılmak, orada yaşamak biraz aşık olmaya benzer. Bu bir sonraki adımın mümkün olduğuna inanmama durumu başarısızlığın menşeidir.

Geçmiş senin için ara sıra tozunu aldığın bir kitaptan fazlasıysa; geleceğine hükmetmeyi de rafa kaldırabilirsin.

Akıldışı

2003’ün kült olmaya aday “Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti” filminde iki kahramanımız ahşap bir sandalı omuzlarında ters taşıyarak su içinde kamufle olmuşlardı.

Bunun fiziksel olarak mümkün olup olmadığı İnternet’te uzun bir süre konuşuldu. Hatta MythBusters (Efsane Avcıları) konuyu test etti. Sandalı su içinde tutmak için en az 900 kg bir kuvvete ihtiyaç vardı ve bu imkansızdı.

Peki satın aldığımız bu öyküde neler imkanlıydı:

Bir korsanın bir bölüğü alt etmesi, insanların yeniden dirilmesi, lanetli ruhlar, sihirli pusulalar, hayalet gemiler, balık adamlar, ahşap denizaltılar, zehirli hazineler mi?

Mümkün olanı tartışmak elimizde ölçmek için veri varsa anlamlıdır. Öyküler ise verisiz gelir ve ekseriyetle “Gerçek öykü” diye bir şey yoktur. Bu yüzden çok güçlü araçlardır.

Öykü sorgulatmaz. Denetlemez.

Satın almadan önce iyi düşün. Akıldışının sınırları yoktur.

Kaçınılmaz bozulma

Serbest piyasanın güçlendirdiği şirketler piyasanın serbest kalmasını istemez. Monopoller, taahhütlü sözleşmeler, patentler ve benzeri araçlar bu amaca hizmet eder.

Her sistem ise zamanla bir entropiye (kaosa) evrilir. Bu minimum enerji, maksimum düzensizlik halini; tavizler, istisnalar ve yalanlar besler. Alternatif yeni sistemler kurma gayretindedir.

Yakıtı fedakarlıktır. Az rastlanır.

Hayır

Başka seçeneğin olmadığını düşünerek “Evet!” diyorsan bu bilinçli bir onay değil ödünlü bir teslim oluştur.

‘Evet’ bazen yenildim, kuşatıldım, tuzağa düştüm veya çaresizim anlamına gelebilir. Genellikle bu çıkarımların hiçbiri doğru değildir.

“Hayır!” demeyi talim edenlerin önünde sayısız olasılık vardır. Çünkü gürültüye, tacize, baskıya ‘hayır’ demek önemli fırsatlara ‘evet’ demek için olanak yaratır.

‘Hayır’, bazı durumlarda çok güçlü bir ‘evet’ olabilir.

Kayıplı kazançlar

Gazetenin manşeti, trafiğin kavgası, evliliğin akdi, siyasetçinin tehtidi veya vaadi, ekonominin gidişatı…

Ülkemizde neredeyse hepsi sıfır toplamlıdır.

“Bu linke tıkla yoksa geri kalırsın!”

“Yol vermezsen kaza yaparız.”

“Beni anla ya da terket!”

“Bana oy ver. Vermezsen ülke kaybeder…”

Sıfır toplamlı bir oyunda birinin kazancı hep diğerinin kayıplarından oluşur. Bu oyunlar belki rekabetçidir ama bütünleştirici değildir. Tehdit eder, korkutur, arkanıza baktırmaz ve böler/ayrıştırır.

İçinde yaşadığımız sistemlerde ise ölçülebilen niceliklerin hiçbiri sabit değildir. Bu nedenle sosyal etkileşimlerin hiçbiri sıfır toplamlı olamaz.

“Hayır, sana oy vermezsem ülke elden gitmez. Ve evet, sana yol vereceğim.”

Servet meselesi

Servet kavramı belirsizlik, adaletsizlik arttıkça ve hizmetler daha az erişilebilir oldukça gündem oluyor. Medya kullanıyor, siyaset kullanıyor ve pazarlama kullanıyor.

Öncelikle serveti/zenginliği özetleyelim:

Servet üretkenlikle yaratılır. Bu üretkenlik değerleri coşturur.

Üretkenlik inovasyonla gelir ve inovasyon ancak yatırımı ve değişimi teşvik ederek hayat bulabilir.

Bu devir/döngü ise ancak demokrasi ve adaletin hakim olduğu bir habitatta mümkündür.

Aksi mümkün değildir!*

Evet servet manipüle edilebilir ve evet, yanlış ellere düşebilir. Ama yanlış ellerde üretilemez ancak tüketilebilir. Ve tüm bu atmosfer seni korkutmasın. Başarabilirsin.

Güzel bir fikre, çok gayretli üretkenliğe, inovasyona ve bu güzel gelişmeleri yayacak hoş bir pazarlamaya ihtiyacın var.

Herkesin durmayı planladığı yarın başla.

*%0 başarı şansı.