Belki'siz

Howard Shore “Yüzüklerin Efendisi” film müziklerini bestelemeseydi alternatifi bu kadar sevilir miydi? Ya da Forrest Gump’ı Tom Hanks dışında biri canlandırsa daha çok beğenilir miydi? Bu filmler aynı başarıyı yakalar mıydı? Hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Çünkü ‘belki’ deyip alternatif sorgulamadık.

Öykü ile duygularımızı hapseden tüm elemenetler (Müzik, görüntü, karakterler vd.) bize ‘belki’ için fırsat vermedi. Çünkü bazı işler bunu yapar. İlk bakışta kazanır.

Gerisi pazarlama için çocuk oyuncağıdır.

Erkenciler

Dünya genelinde yılda ortalama 9000’in üzerinde sinema filmi çekilir. Hepsini izlemen mümkün değildir. Hatta çemberi daraltıp sadece Hollywood’a odaklansan bile yılda 800 film yapar; imkansızdır.

Bu yüzden IMDb* gibi derecelendirme platformları vardır. IMDb filmleri 1 ila 10 arasında puanlar. Eğer bir film -türüne göre- 7 veya üzeri puanlanmışsa kuvvetle muhtemel zaman kaybı değildir.

Everett Rogers’in “erken benimseyenler” ** tayfası sadece tüketiciye zaman kazandırmaz, aynı zamanda üreteni diğer 9000’in arasından öne çıkarır.

Eğer yeni bir şey ile karşımıza çıkmayı planlıyorsan, kaderin kuvvetle muhtemel early adopters denilen bu %13ün elindedir.

İyi nişan al.

*Internet Film Veri tabanı

**Early Adopters

Fanatizm

Dün Meksika’da bir futbol maçı kan gölüne döndü. 17 kişi öldü. 2012’de yine Mısır’da bir futbol maçında 74 kişi ölmüştü.

Fanatik en basit şekilde şöyle tanımlanabilir: Tenkit edilemez bir saplantı ile iş yapan kişi.

Fanatizm büyük bir şerdir. Ancak maalesef yaşamımızın her alanında hüküm sürer. Absürt olduğunu düşünebilirsin ama markalar da fanatikler yaratır. Bunun birinci adımı kabile olmaktan geçer. Mesela Harley-Davidson ve Apple böyle bir familyadır.

Hiçbir kabile, topluluk veya hareket kurma girişimi ise güvenli ve ölçülü olamaz. Her koşulda eğer eli yüzü düzgün bir pazarlamaya el atıyorsan fanatizmi riske almışsın demektir.

Acele bahşiş

San Fransisco’nun 197 metrelik gökdeleni Millenium Tower eğiliyor. Pisa Kulesi’nden bildiğimiz bu toprak hadisesi yaygın ama bu binada durum kritik. B1M’in aktardığı şekliyle bina halihazırda 45 cm toprağa gömülmüş ve 60 cm batıya eğilmiş durumda. Ve tüm çabalara rağmen yılda 7 cm eğilmeye devam ediyor. Çözüm? İşin en başında olduğu gibi yine mühendislik. Ama şimdi “Aşağısı sakal, yukarısı bıyık!” dedirten bir maliyetle…

Benim dikkatimi çekmesinin sebebi ise 2018’de ziyaret etme fırsatı bulduğum ve inşa döneminde göklere sığdırılamayan bu projeye verilmiş sayısız ödül.

Pazarlama ödülü yaygın kullanır ve bunun için ekseriyetle acele eder. Teşhis, takdir, onay ve kabulün çocuksu bir telaşla peşine düşeriz çünkü ücret ile alakalıdır. Evet, işçiye ücreti teri soğumadan verilmelidir ama mesele bahşiş ise biraz ara koymakta fayda olabilir.

Ehline ver

Bir arkadaşım tasarım ofisinin vitrinine astığı sarkastik bir fiyat tablosu paylaştı. Yurt dışında gördüğü ve uyarladığı bu tarife şöyle:

  • Her şeyi biz tasarlarsak - 500₺

  • Biz tasarlar siz izlerseniz - 800₺

  • Biz tasarlar siz tavsiye verirseniz - 1000₺

  • Biz tasarlar siz yardım ederseniz 1500₺

  • Siz tasarlar biz yardım edersek - 2000₺

  • Siz tasarlar biz fikir verirsek - 3500₺

  • Siz tasarlar biz izlersek - 5000₺

  • Her şeyi siz tasarlarsanız - 8000₺

Zaman, efor ve para kazandıran “İşi ehline ver…” düsturunu anlaman için -öncelikle- her şeyi kendi başına yapamayacağını kavraman lazım.

Evet, evinde ekşi mayalı güzel bir ekmek yapabilirsin. Ancak işe koyulmadan önce kendine şunu sor: Bu uğraş bugün sadece benim yapabileceğim işlerin önüne geçti mi? Geçtiyse, bir dahaki sefere ekmeğini fırından al.

Kültür çatışır

Çatışmaların çoğu kültüreldir. Kültür ise çok şey önerir, ısrarcı ve izlemcidir. Önerileri kabul görürse egemenlik talep eder.

Amerika’nın talepleri tarihteki diğer egemen selefleri gibi kültüreldir. Rusya’nın dökülen direnci, Çin’in bir adım öne geçebilmek için yırtınışları ve güzel ülkemizin asırlara yayılan yakarışları hep kültüreldir.

Kültür egemen olduğunda ise kendini gizlemez. Gösterişi sever. Değiştirmek ister. Saldırgan ve barizdir. Velakin: Bir yanı sorgusuz tahakküm etmek isterken, diğer yanı kendini güncelleyip geliştirmeyi talep eder. Bu çekişmedeki hakim tutum o kültürün geleceğini belirler.

Egemen batı kültürü takip eden yüzyılda bu çekişmeyi en doruk noktasında yaşayacaktır. Ve nihayetinde, her zaman olduğu gibi piyasa karar verecektir.

"Asla vazgeçme!"

Her son ürün bir katkı zincirinin neticesidir. Machiavelli olmasa Atatürk’ten konuşamazsın veya Tesla’sız Jobs’a hayranlık duyamazsın. Bu katkı zincirinin hakim girdisi ise şudur:

“Asla vazgeçme!”

İyi tarafta olmaktan, çok çalışmaktan ve bunu dünya ile paylaşmaktan: Asla vazgeçme.

Gerilla kim?

Bazen pazarlama benim de hep eleştirdiğim ‘Gerilla’ ve benzeri yaklaşımlarla çizgiyi aşar. Lakin insanlık olarak hıza ve yeniye yaklaşımımız o kadar nankörcedir ki, bu mesleğe gerilla olmaktan başka seçenek bırakmaz.

Mesela 90’larda Internet’ten bir günde şarkı indirmeyi sineye çekerken, bugün Netflix’te 10 saniyelik bir takılma aklımızı başımızdan alıyor.

Mesela ‘klasik’ müzik hep ‘klasik’ değildi. Müzikti. Yeniydi. Ama tükettik ki, artık klasik.

‘Hız’ ve ‘yeni’ satıyorsan şundan emin olabilirsin:

Hiçbir zaman yeteri kadar hızlı ve yeni olamayacaksın.

Hiçbir zaman tatmin olmayacağız.

Karşı taraf

Dünyamız iki, üç veya dört taraflı olamayacak kadar karmaşıktır. Bu çeşitliliği göz ardı edip sınıflandırmayı siyah ve beyaz netliğinde yapmaya çalışmak türümüz için bir intihar girişimidir.

Karşı taraf yok, ‘biz’ varız. Hepimiz, bu insan dediğimiz sistemin parçasıyız.

Bunu öğreniyoruz, eninde sonunda. Kolay veya zor yolla…

Çetrefilli çalış

Yön veren, köklü değişiklik vadeden fikirler basit olabilir. Bu fikirleri hayata geçirecek çözümler ise kompleks olmak zorundadır. Bu farkı kavramak hayati önemdedir çünkü aksiyonda ütopya korkunç sonuçlar doğurabilir.

Tarih -maalesef- basit çözümler peşinde koşan hayalperestlerin yıkımları ile doludur.

Basit düşün. Çetrefilli çalış.

Hayırlı haftalar.