Tek yönlülük

Dün CHP’nin “Sana Söz” kampanyası ile ilgili ufak bir yorum yaptım. Birkaç eleştiri geldi. “Duygu nasıl yok?” dendi. Tabi ki, var ama yetersiz.

Yetersiz çünkü tek yönlü. Siyasi sözleşme Türkiye ve diğer tüm ülkelerde karşılıklılık esasına göre yapılır. Evet, seçmen alan taraftır ama esasında her koşulda veren taraftır. AKP bu mütekabiliyet ihtiyacını duyguda hep ince işlemiştir.

AKP’nin “Sevilir…” kampanyasının özünde seçmenden talep edilen karşılıksız fedakarlığa önemli bir vurgu vardır. Ve bu retorik mevcut durumda olmazsa olmazdır. Evet, ekonomi kötü. Evet, koşullar zor. Ama sence de bu güzel ülkeye bir ömür verilmez mi? Seversen verilir. Takiben Ayasofya, takiben Savunma Sanayii ve takiben güçlü liderlik vurgusu.

CHP’nin verdiği tüm vaatler ve “Söz” ile ortaya attığı çıkış noktası OK’dir. Ama seçmenden karşılık olarak beklenen belirsizdir. Bu nedenle kitlesi konsolide değildir. Buna vurgu yapılmazsa, kampanya önümüzdeki iki hafta boyunca etkisini yitirecektir.

Tatmin

Tatmin her zaman rasyonel bir girdi değildir.

Patpatı elinle sıkmak, sabun tıraş etmek veya hidrolik presle eşyaları ezmek…

Benzerleri Internet’te milyonlarca kez izlenir ve mutlaka tatminin konusudur.

Tabi ki, bu davranışların arkasında ölçebileceğimiz bilimsel gerçeklikler vardır. Modern şehrin insanı; kaos içine düşmüş, dopamin çılgını bir stres canavarıdır. Sonu beklenen ve gerçekleştiğinde doğru hissettiren tüm bu garip videolar, rahatlamamızı sağladığı için ilgi çekicidir.

Burada pazarlamacı için derse konu olan mesele: Fiyatın en az ‘tatmin’ kadar irrasyonel olması ile ilgildir. Çünkü ürün ilk bakışta akla uygun değilse, fiyat nasıl makul olabilir ki?

Hepimiz Prada’nın plastik terliğinin 10.000₺ etmediğinin farkındayız.

Hep söylüyorum: Fiyat ilgisizdir.

Verdiğin sözü tutmaya yetecek kadar fiyatla. Ve lütfen, güzel sözler ver.

Yoksa bizi patpatla bile kandırabilirsin.

Sabır ve ısrar

Satışın en önemli tarafı tahammül, Pazarlamanın ise ısrardır.

Tersten söylenmiş gibi dursa da ‘Satış’; anlamsız sorulara, ürün kusurlarına ve her sektörün kendine has dinamiklerine karşı dirençli bir sabır göstermeyi gerektirir.

‘Pazarlama’ ise esasen anlatmak üzerinedir. Ve anlamakta zorlanan, yetersiz kalan veya direnen kişiye ısrardan başka yol yoktur.

Satın almıyorsak ısrar etme, sabret.

Kavrayamıyorsak üzerimize gel, ısrar et.

Tam sana göre

“Beğendin mi?”

İki şekilde sorabilirsin:

1-Ben beğendim, çünkü tam bana göre.

2-Sen beğenirsen, bana göre olur.

Biz Pazarlamacılar, ikisi de olamayız.

Bizim önermemiz ancak şöyle olur: Beğendin, çünkü bu tam sana göre.

Ona göre olanı tespit edip, ortaya çıkartıp servis edemiyorsak; başka ne işe yararız ki?

Beğendin mi?

Tabi ki, beğendin.

İlkin olayı

SpaceX’in Starship’i havada patladı. F-14’ün de prototipi çakılmıştı. Ve 1974 yılında efsane F-16’nın test pilotu ilk uçuşunda canını zor kurtarmıştı.

İlkin olayı budur: Patlar.

Her zaman.

Bunu bilenler inşa etmeye devam eder çünkü her inşa ettiğin iyileşse de bir noktada tekrar patlayacaktır.

Mükemmel ilk adım yoktur. Mükemmel son ürün yoktur.

Esasında mükemmel; irade yıldıran, şevk kıran ve arzuları öldüren bir virüstür.

Kapılma. Üretmeye, ürettiğini korkmadan test etmeye devam et.

Patladı?

Yeniden başla.

Dağılan dikkatler

Limitless’ten şöyle bir alıntı yapayım:

Otel lobisinde yapılan önemli bir iş görüşmesi sırasında ana karakterin dikkati TV’de dönen bir cinayet haberi nedeniyle dağılır. Bunun üzerine antagonist şöyle tepki gösterir:

“Sen o tiplerden değilsin dimi Eddie? Odada TV olduğunda kaybettiklerimizden?”

Maalesef, bu aralar ekseriyet bu tiplerden. Ve sebebi elimizdeki hepsi bir arada (TV, oyun konsolu, haberleşme ve sosyal medya cihazı) telefonlarımız değil, dikkatimizi ucuza sattıran sistematik telkinlerdir.

Ucuza sattığımız dikkatimizin bize iki büyük maliyeti vardır:

Birincisi kararsızlıktır. İlgisiz olan bile ilgi alanımıza girdiğinde, odağımızı kaybederiz. İkincisi muhakemesizliktir. Bu hal mutlaka yanlış tercihler yapmamıza sebep olacaktır. İki durumun birleşimi; süresiz, verimsiz ve tehlikeli bir kısır döngünün reçetesidir.

Dikkatini ucuza satma.

Cani Pazarlama’nın tuzağına düşme.

O tiplerden olma.

Kutlu olsun

“Herkes kendine yakışanı yapar…” genellikle olumsuz anlamda kullanılır. Ancak her koşulda geçerlidir.

Kendine yakışanı karşısındakini dikkate almadan ve hep çekinmeden yapabilen belki sadece çocuklardır.

Bugün, onların günü.

Her ne kadar koltuklar bizim gibi davransınlar diye veriliyor olsa da bugün, nasıl başladığımızı hatırlıyoruz.

Kendimize yakışanı sorgusuz sualsiz yapabilme egemenliğini kutluyoruz.

Bugün, hepimiz çocukluğumuzu kutluyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun.

Etkinlik alanı

Küçük büyük fark etmez hepimizin bir etkinlik alanı vardır. Bu alan dışındaki problemlerle uğraşmak her zaman daha cazip gelse de genellikle zaman kaybıdır.

Zaman kaybıdır zira tecrübe, odak ve ihtisas inşa etmek kısa vadenin konusu değildir.

Ne olup bittiğini anlama merakı canlıdır ama maliyetlidir.

Anlayamazsın.

Çünkü etki alanın dışındaki her konu çok yönlüdür.

Etki alanına bak: Oradaki problemlere odaklan.

Problem çöz.

Anlamaya çalışmaya ara ver.

İçtenlik

Bugün, bir kavramı ele al: İçtenlik.

Çok uğraş, çok sabır, çok cesaret ve çok cömertlik gerektirir.

Test edip tasdik etmesi zaman alır ve birçok türü vardır.

İşte samimiyet, davada samimiyet, girişimde samimiyet, iyilikte samimiyet…

Karşıdakinden ziyade seninle, içtenlik için ortaya koyduğun ısrarla alakalıdır.

Pazarlama için olmazsa olmazdır.

Yarın Bayram

Seçim arefesinde tanık olduğumuz mitingler gibi: Kitleye ulaşmak zor zanaattir.

Göz göze gelebildiğin, birebir iletişim kurabildiğin kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kitlesel Pazarlama’nın sana özel başlıklı ancak herkese gönderilen e-mailleri gibi her ifade veya slogan orta malıdır.

Kitlesel mutlaka bireyi yok sayacaktır.

Yarın Bayram.

Yarın toplu mesajların konusu olanlara değil, en değerli olanlara odaklan.

Mutlu Bayramlar.