Düşüş döngüsü

2023’ün %58’i tamamlandı. Son 10 yıllık döngüyü bitirmemize 153 gün kaldı. Durum değerlendirmesi için son 10 yıla bakmak faydalıdır.

2013’ten bu yana 7 seçim yaşadık. Buna rağmen sistemsel bir siyasi istikrar yakalayamadık.

Makro ekonomik hiçbir hedefimize (Büyüme, cari açık, dış ticaret vd.) ulaşamadık. Ve hatta, hayli gerisinde kaldık.

Sosyolojik olarak ise 2013’ten her anlamda daha kötü durumda olduğumuzu düşünüyorum.

Bu sonuncusu kişisel bir gözlemdir. Diğerleri ‘açık’ veri.

Ters giden çoğu şey yavaş yavaş ters gider.

Çözüm, uzun vadeli bu sorunlara hızlı ve kesin alternatifler aramak değildir. Mümkün de değildir. Düşüş döngüsünü yükseliş döngüsüyle değiştirmeniz gerekir. Bu da ancak düşüş döngüsünü tanımlama, anlama ve ona karşı harekete geçmek ile mümkün olabilir.

Yoksa mevcut durumu kabulleniş ve koşulsuz savunma -özellikle iktidarı destekleyen dostlarımızın yaptığı gibi- uzun vadeyi hepimiz için bir trajediye dönüştürecektir.

Geç kalıyoruz.

Kısıtlar

Satranca baktığında 62 karelik alana sıkışmış 32 figür görürsün.

Katı kurallar içinde her figürün hareket kabiliyeti oldukça kısıtlanmıştır.

Ve tüm bu kısıtlamalara rağmen 10 Duodesilyondan* daha çok kombinasyon, ihtimal ve olasılık…

Mesafe, fizik, zaman veya sermaye kısıtın olabilir.

Bu olasılıkların kısıtlı olacağı anlamına gelmez.

Yap hamleni.

Hayırlı haftalar.

*Bu rakam 10 üzeri 40’tır. Evrenimizde gözlemlenebilir 10 üzeri 82 kadar atom vardir. Evet, “Duodesilyon” sayamayacağın kadar çoktur.

X

Dünyanın en büyük pazarlama beyinleri Twitter isminin tarihe karışmasını konuşuyor. Kimi temkinli, kimi uyumlu ve kimi öfkeli. Ama hepsi elde avuçta ne varsa dökülüyor: Tüm birikimleriyle X’i tartışıyorlar.

X.

Beğenmediğin bir eserin üzerine öfkeyle attığın iki çizgi. Girilmez sokakların bekçisi. Denklemin bilinmeyen değişkeni.

Pazarlama tanımlama ile ilgilidir.

Bilinmeyeni nasıl tanımlayabilirsin?

Bilmiyorum. Ben yapamam.

Artık bilinmeyen alandayız gençler. Tarihe tanıklık ediyoruz.

Peki Twitter?

Yolun sonuna geldi. Belki umduğundan daha erken.

Ancak üzülme; hepimizin başına gelecek.

Kolay çözüm

Bir elinde kabin bagajı diğerinde telefonu ve zar zor tuttuğu lakin o anda taşımasının hiçbir anlam ifade etmediği pet şişesi ile orta yaşlı bu kadın, güvenlik sırasını yararak koşturuyor…

Havalimanındayız.

Arkamda çoğumuzun farkında olduğu ama kimsenin dile getirme nezaketsizliğine düşmediği o gerçeği homurdanan sivri bir zeka var: “1 saat erken çık! Değil mi?”

Değil.

Bazı problemlerin çözümü belirgin ve kolay görünür. Evet, 1 saat erken çıkmış olmak sorunu çözecektir. Ancak çözümün bize görünüyor olması onu gerçek ve yeterli yapmaz. Arka planı ve sebepleri iyice irdelemek gerekir.

Hiçbirimiz bu kadının neden geç kaldığını bilmiyoruz.

En görünür olan sebebe, bu durumda keyfî oyalanmış yani evinden/işinden geç çıkmış olma ihtimaline odaklanmak ekseriyetle en konforlusudur.

Önerdiğin çözümün kolay olması, doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Hüsnüzan güçlü ve önemli bir konsepttir.

Nasıl hissettiriyor?

Apple’ın mağazasına girdiğinde nasıl hissedersin? Peki Starbucks? Ya A101? İGDAŞ?

Bunların hepsi için bize nasıl hissettirmek istedikleri bir seçimdir.

Öyküleri gibi. Ürün ilgisizdir.

Hataya düşme; birçok kararı rasyonel girdilere göre değil, duygusal eğilimlerimize göre veririz.

Nasıl hissettirdiği meselesi, üreteceğimiz öyküden çok çok önce gelir.

Ve olgular, belki en sondadır.

Anlamak

“Kavurucu sıcaklar…”, “Akdeniz ormanları yanıyor”, “Bağları, tarlaları güneş çarptı: Rekolte düşüyor”, “Göllerde alarm, kuraklık hat safhada”

Bugünlerde manşetler, haberler ve nerdeyse tüm medya bir acil durum çağrısına dönüştü.

Eğer iklim bilimci değilsen gündemi iki politik eğilimin etkisiyle okuyorsun demektir:

1- Küresel ısınma gerçekleşiyor!

2- Bunlar hep palavra…

İkinci görüşün hakim motivasyonu; kafa karışıklığıdır. Ve Pazarlama bunu bolca işler.

Çünkü kafa karıştırmak çok kolaydır.

Anlamayı geciktirmek ise kusuru örten güçlü bir araçtır.

Bu durumda kusura (Araba, petrol, plastik vd. endüstriler) odaklanmak, kafa karıştıran söylemle öne çıkanları anlama adına güzel bir başlangıç noktası olabilir.

Anlamadan harekete geçemezsin.

Pazarlamanın sermayesi

Balıkesir’de deprem olacak rüyası görüp Edremit Belediyesi’ne uyarı dilekçesi yazan arkadaşımız aynı şekilde hayatına devam ediyor. Öyküsünü satın alanlar? Pek sayılmaz.

Edremitlinin kehaneti gerçekleşmedi. 22 Temmuz, saat 10:11’de deprem olmadı. Şansı bu yıl için 162’de 1’di. Yaver gitmedi.

Ama öykü yayıldı.

Ulusal düzeyde haber oldu.

Yayılır. Çünkü mütemadiyen bunu yaparız.

Biz Homo sapiens’ler, çok güçlü öykü anlatıcılarıyız.

Etrafına iyi bak; tedavüldeki en güçlü döviz öyküdür.

Ve analojime kulak ver: Bozduracak öykün yoksa, pazarlaman iş yapmaz.

Öykü pazarlamanın sermayesidir.

Var mı?

Deepfake

Deepfake ile ilgili gergin bir tartışma dinledim.

Deepfake ciddi bir problem.

Güçlü ve tehlikeli bir silaha dönüştürülebilecek bir araçtan bahsediyoruz.

Her şey olabilir.

Evet, Putin’in deepfake’i savaş başlatmaz ama sıradan bir vatandaşın dava dosyasında manipüle edilmiş bir ses dosyası adaletin tesisine ciddi zararlar verebilir.

Hele bizim gibi ülkelerde.

Neden bunu söyledim?

Yaşadığımız son 20 yılı şöyle bir düşünün: Neredeyse tüm siyasi davalar manipülasyon ve karakter infazları üzerine inşa edildi.

“Hain” yaftası, köşe bakkalda satın aldığımız sakız gibi herkesin ağzında.

Deepfake ile üretilecek içeriklerin bazı 70’lik dayıların “Amerika Ay’a gitmedi” veya “Aşılarla bize çip taktılar” inancını güçlendirme ihtimali beni kaygılandırmıyor. Bu kitlenin absürt hayat görüşünün toplumun geneline verebileceği zararlar artık saymaca: Değersiz. Cübbeli’nin histeri yaratabilecek garip içerikli sahte bir açıklaması da aynı şekilde.

Lakin, sıradan vatandaş… Masum köylümüz gündelik hayatında ciddi riske düştü.

Regülasyonlara karşıyım. Ama özellikle yargı kurumunun bu anlamda güncellenmesi ve güçlendirilmesinin şart olduğunu düşünüyorum.

Ürün kültürü

Sony Vaio’nun kompleks bir logosu vardı. Benim veya senin için değildi, tech-nerd’ları (Teknoloji tutkunları) hedef alındı. Karmaşa görsele yüklendiği için anlam tek yönlü kalmıştı. Yani bu logo tek bir şeydi: “VA”, analog dalgaları ve “IO” dijital ikili kodu temsil ediyordu.

Apple veya Nike’ın logosu ise bu yaklaşımın tam karşıt örneklerini temsil ederler. Görsel basit, anlam karmaşıktır. Bu logolar siz ne isterseniz odur: Çok yönlüdür.

Pazarlamanın kendini ifade etme çabası önemlidir. Ve bu bir seçimdir. Nasıl bir öykü ile yola çıkacağın sana bağlıdır. Ancak küçük bir grubu hedeflesen bile anlamı zapturapt altında tutmaman gerekir.

Disiplin, öykünün kanseridir.

Öykünün nereye evrileceği, kimin ne anlayıp hangi kostümü (Cosplay) giyeceği senin meselen değildir. Olmamalıdır.

Ve bu yazı her ne kadar logoya/markalamaya kafa yormuş gibi okunsa da aslında tam tersini hedeflemiştir:

Vaio’nun çabası anlamsızdır. Apple’ın çabasızlığı daha çok anlam üretir. Çünkü Apple’ın çabası ürün kültürü inşa etmek için çalışmıştır. Ve çok güçlüdür. Müşteri kimliklerini ise bu kültür tanımlayacaktır, logolar değil.

Mesela, “Made in Türkiye”yi ele alın. 20 yılda logolarımızı 3-4 kere değiştirdik. Hatta adımızı bile. Milyonlarca lira harcadık. Ne değişti? “Made in Türkiye” bir İspanyol için ne ifade ediyor? “Made in Germany” aynı İspanyol için benzer bir duraksamaya sebep oluyor mu? Yoksa karşılığı: Kalite, dayanıklık, emniyet ve sürdürülebilirliği mi çağrıştırıyor? Ve sence bu Almanya’nın bizden daha güzel bir bayrağı ve logoları olduğu için mi böyle?

Ürünsüz Pazarlama dolandırıcılıktır.

Başkasına yapıyorsan suçlusun.

Kendi kendine yapıyorsan psikolojik destek almalısın.

Hayırlı haftalar.

Oppenheimer

Bugün Oppenheimer izledik.

Evet, sabah saat 8.30 seansı.

Ve evet, salon tıka basa doluydu.

Fiziğe olan hayranlığımız mı bizi sabahın 7’sinde uyandırıp yola koymuştu yoksa bu Nolan’ın etkisi, yani bir bakıma kısa süreli dopamine karşı bağımlılığımız mıydı bilemeyeceğim.

Ancak bu 3 saat bize, Oppenheimer ve geri kalan hepimiz için en önemli meselelerden birinin anlam üretmek olduğunu hatırlattı.

Significance (Mana veya anlam), kolay bir kavram değildir. Tanımlayıcıdır.

Paradoksal gelebilir ama anlam ancak yaptığınız işte orjinallik söz konusu ise anlam bulabilir.

Hasılı özgün veya orijinal değilseniz anlamlı olamazsınız.

Anlam üretemezsiniz.

Oppenheimer, nereden bakarsanız bakın özgün olmak ile ilgilidir.

Pazarlama da öyle.