Hızlı ama eski

E-mail faksın, WhatsApp e-postanın daha hızlısı değil. Araban atın hız muadili olmadığı gibi, Tesla ve TOGG’un da içten yanmalının hız varyantı değildir.

Yarın hep durduğun o aynı ışıkta, birileri aynı acelecilikle dikiz aynanda belirecek…

Meseleleri hız, panik, ve hile…

Oyunları ise aynı.

Eski ama daha hızlı yine eskidir.

Sen farklı bir yönden bak.

İlk yüz

Birbiriyle ilgili olmayan verileri kusurlu bir korelasyonda bir araya getirdiğimizde batıl inanç üretmiş oluruz. Kırılan ayna veya siyah bir kedinin bize uğursuzluk getirmeyeceği gibi; gizli bir ritüel, işaret veya rakam yarışı kazanmanızı sağlamayacaktır. Üzgünüm.

Ölçmeye değer, karşılık üreten verilere odaklanmak zaman ve kaynak tasarrufu sağlar.

Evet, Cumhuriyetimiz 100 yaşında.

Ve fakat aynı Cumhuriyet:

-Dünya en iyi 100 üniversite listesinde yok.

-Mutluluk endeksinde 137 ülke arasında 106.,

-Demokrasi endeksinde 103.,

-Ekonomik bağımsızlık endeksinde 107.,

-Yolsuzluk endeksinde 101.,

İlk 100’e giren başarısızlıklarımız bugün kutladığımız 100. yılımız ile korelasyon içinde.

87 yaşındaki bana, Cumhuriyetimizin 150. yılının ne ifade edeceğini bugünden kestirmem imkansız. 100’ün dahi ne anlama geldiğini kavrayamıyorum.

Ancak şunu anlıyorum:

Cumhuriyetin daha 10. yılında “Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz.” deyip “Millî kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.” hedefi koyan Atatürk’ün gerisinde kaldığımız vaka.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun.

Tenkit üzerine

Kritik ile ilgili üç içgörü:

1- IMDb’de neredeyse tüm değerlendirmeler “Zaman kaybı” ve “Tam bir başyapıt” kıskacında yapılır. Ve bu bir sorun değildir çünkü kritiğin doğası böyledir: Kritik iki kutupludur. Ortası yoktur.

2- “Kesinlikle beklediğim gibi değil!” eleştiri için ortaya atabileceğin uygun bir başlık değildir. Tenkit, bir fikri müessese aracıdır. Kişinin ne düşündüğü pek umrumuzda değildir. Münekkitsen eleştirin ancak ortak aklın ürünü olabilir.

3- Düşüncemi basite indirgemenin riskini alarak: Subjektif kanaatten korkan kritik edemez. Çünkü tenkit sadece gerçekle ilgilenmez. Gerçeğin özneyi neye dönüştürdüğü bir o kadar önemlidir. Bir elinde öykü diğerinde kritikle olguların peşine düşersen, insanların kendilerini kandırmaya ne kadar yatkın olduğunu görürsün.

Hayırlı hafta sonları.

Yarın ne olacak?

Geleceği doğru tahmin etmek türümüz için önemli bir göstergedir. Efsanelerin bilge adamları olacak olanla ilgili öngörüleriyle öne çıkarlar. Çünkü geleceği bilmek sizi sadece gizemli veya ruhani yapmaz. Öncü yapar.

Mamafih, türümüz geleceği tahmin etmede pek başarılı değildir. Efsanelerin bilgeleri de öyle. Rivayete yani öyküye hükmetmek, o başka bir şeydir.

Bugün politika faizini %35’e çıkardık.

Dün düşmesini savunan bugün aynı kararlılık ve hevesle yükselmesini kutluyor.

Çünkü öyküye hükmeden bunu telkin ediyor.

Dünün öyküsü değişti. Bugün yeni bir öykü ve yeni beklentiler var.

“Yarın ne olacak?”

Bilmiyorum. Ancak öykü geleceğe hükmetmeyi sürdürecek, bundan eminim.

30 Sayfa’yı öykünün gücünü özetlemek için yazdım. Satın almadıysan hala şansın var: Hemen satın al!

Çaresizlerin pazarlaması

“Hands, touching hands

Reaching out, touching me, touching you…” ♫⋆♪

“Sweet Caroline…“nı duyamadan telefon çalıyor…

Arayan Türk Telekom.

Ne aramasını istiyorum, ne adını duymak. Teklif edecekleri hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Bedava Internet verseler istemiyorum. Ama yine de aranıyorum. Aranıyoruz.

Bu nedenle telefon pazarlamacılığı öldü. Ölmeyen yerlerde komada. Ancak ölecek. Bundan emin olabilirsiniz.

Çaresizce size ihtiyaç duyan birkaç kişiden başka kimse; arandığı için fikrini değiştirmeyecek.

Çaresizlerin ürünü olarak kalacaksınız!

Biz ise; tercih etmek isteyenler, tercihin önemini bilenler: Asla sizin için elimizi kaldırıp “(..)tercihen Türk Telekom” demeyeceğiz.

Bize bu yolla ulaşamayacaksınız.

Anlayın artık bunu!

Anlam kargaşası

“Özgür irade diye bir şey yoktur.”

Bilmeyen için aynı şekilde yer çekimi…

Çünkü keşfedene kadar her şey kendi anlam kargaşasında tutsaktır.

Ve evet, anladığını iddia etmek sadece bir illüzyondur.

Keşif ancak bilerek mümkün olabilir.

Güç sarmalı

Harry Potter Mürver Asa’yı kırıp atar. Jon Snow tahtı elinin tersiyle iter. Ve bu hal sadece fabl romantizminden ibaret değildir. Alija güç için şunu söyler: “Güç ya insanları tehlikeli bir şekilde yozlaştırır ya da yozlaşmış insanlara bir şans verir.”

Olgunluğun belki de en tepe noktası güce karşı kazanılmış bağışıklıktır.

Gücü makul bir süreden fazla elinde tutan bir erkin lideri de müridi de hamdır.

Çünkü güç bitmez bir itaat ister.

Boyun eğen ise kemale eremez.

Artan taraf

Bir süredir ekmek yapımı ile uğraşıyorum. Artizan fırıncılık popüler olduğu için veya hobisiz kaldığım için değil, bir ürün konsepti olarak ekmeği sevdiğim için. Şimdi bu yazıyı buğdaydan başlayıp emekte bitirmeyeceğim. Bir başka kolpo banka reklamcılığı monologuna ihtiyacınız olduğunu düşünmüyorum.

Meselem, israf. Ekmek ise bu konuda önemli bir sefirdir. Evrenseldir.

Mutfak işlerinde streç çok kullanıyoruz. Kendimi az kullanıp daha çok alanı sarma konusunda bayağı geliştirdim. Ama son zamanlarda şunu fark ettim: Az streç keserek sarmada başarısız olduğum her girişim daha fazla streç israf etmeme neden oluyor.

Cimri düşünmek bazen en büyük israf sebebi olabiliyor.

Artarsa yolu bulunur. Eksik kaldığında işler aksıyor.

Diğer birçok şeyde olduğu gibi savurganlık ve pintilik arasındaki çizgi de pek kalın değil.

İnce görmek bir olgunluk ve bol pratik meselesi.

Bu hafta artan tarafta kalman dileğiyle.

İyi haftalar.

Sürecin önemi

Cem Yılmaz’ın “Bak oradaydım buraya geldim!” esprisiyle kayağı tiye aldığı bir şakası vardı. Aslında skeçin bu bölümü bir sınıf problemini ele alıyor ve doğru bir eleştiri yapıyor olsa da sporla ilgili yapılmış “Kayarak bir yere gidilir mi ya!” analojisi hatalıydı.

Kayak yapmanın amacı dağdan inmek değildir. İnerken nasıl hissettirdiğidir.

Mesele öğrenme, kişisel gelişim, sanat veya bu blogu her gün yazmak gibi konulara geldiğinde aynı içgörüyü benimsemenin neden bu kadar zor olduğunu kavramakta bazen zorlanıyorum.

Mesele hiçbir zaman a’dan b’ye değildir.

Nasıl hissettirdiğidir.

Ve bu yazının kayakla veya Cem’le ilgili olduğunu düşünüyorsan korkarım ki, ikimiz de gecikmişiz.

En önemli mesele

Milyonlarca müzisyen ancak bir tane Prince vardır. Hedef hiçbir zaman Prince olmak değildir. Bu neredeyse imkansıza yakındır. Hedef potansiyeli ortaya çıkarmaktır. Çünkü en büyük savurganlık şüphesiz iş görmeyen bir kabiliyettir.

Birçoğumuzun ismi bir anıta verilmeyecek ve çoğumuzun sık tıklanan bir Wikipedia sayfası olmayacak. Lakin zamanın nasıl bir ölçek olduğunu kavrayabilirsen bunların önemsiz olduğunu anlarsın.

İhtimal en önemli meselemiz potansiyelimizi ortaya çıkarmaktır.

Pazarlamanın hep yapmak istediği gibi…