Seçim problemi

Bugün arzında sıkıntı yaşadığımız meslek grupları ve zanaatlerin hiçbiri yüksek yetenek gerektiren alanlar değildir. Neredeyse ekserisi sağlam bir pratikle herkes tarafından yapılabilir.

Yeteneğin aksine pratik bir seçimdir. Ciddi adanmışlık gerektirir. Ve geliştikçe yetenekmiş gibi hissettirir.

Duvar ustası, elektrikçi veya boyacı piyasasındaki kıtlık; devletin bu alanlara yönelmesi gereken potansiyel kişilerin seçimlerini kolaylaştırmasıyla aşılabilir.

Yetenek veya insan problemimiz yok.

Seçimleri arafta, “Ben ne olacağım?” sorusuna cevap bulamayan boş gezer problemimiz var.

"Elimden gelen her şeyi yapacağım!"

Sadece bir koşulda kabul edilebilirdir:

Elini yeteri kadar hazırladın mı?

Pişme süresi veya biraz daha baharat; durumu iyileştirir mi, kötüleştirir mi? Eli hazır olan bir şef için bu kolay bir tercihtir.

Diğer her şey gibi elinden gelen de istikrarlı bir pratikten geçer.

Ve bu kalıp bahaneye hazırlık değil, ancak bir taahhüt olabilir.

Rakipsiz

“Rakipsiz fiyat…” mümkündür. Bir deli çıkıp zararına bile satış yapabilir.

Ancak “Rakipsiz kalite” olası değildir. Çünkü daha iyiye doğru yarışın sonu yoktur.

Hangi kulvarda koşmak istediğin sana kalmış.

Ün meselesi

TikTok’u indirmeyi denemedim bile. Bu durumun teknolojik mutaassıplık/bağnazlık veya Çin’den haz etmememle alakalı olmadığını belirtmem gerekir.

Sebebi çok basit: TikTok’ta ün sahibi olmuş kişiler benim piyasam değil. Bugün Türkiye’nin en çok takip edilen ilk 10 TikTok kullanıcısına baktım; sadece birini tanıyorum.

Bazı insanlar “Ne kadar ünlü?” ile “Kimin ünlüsü?” arasındaki farkı kavrayamıyor. Bunun sorumlularından biri de dilimizdeki eksiklik: “Ün” kelimesini TDK “Herkesçe bilinme…” olarak tanımlıyor. O kadar saçma ki, bir kişi nasıl herkesçe bilinebilir?

Mümkün değildir.

Bir hafta önce Henry Kissinger öldü.

Benim için ünlüydü.

Annem için değil.

Rizz

Oxford “Rizz”i yılın kelimesi seçti.

İki önemli nokta:

Oxford’a bu seçimi yapması için verdiğimiz yetki hayatımızda enstitülerin ne kadar önemli yer edindiği ile ilgilidir. Ve iyi olanları kurduğumuzda hayatımız kolaylaşır, daha iyi tanımlanır.

Bu kelime Gen Z’nin seçimi. Aktif olarak İngilizce konuşuyor olmama rağmen “Rizz”i bir kere bile kullanmadım. Atlama; ben Gen X veya Boomer değilim.

Rizz, cezbetme yeteneği demek: Charisma yani ‘karizma’ kelimesindeki orta kısım alınarak oluşturulmuş. Ve ayrıca, çok hoşuma gitti. Güzel bir markalama olmuş.

Oxford’u da kendilerine çektiklerine göre zaman Gen Z’nin zamanı.

Hayırlı olsun rizzler…

Değer krizi

Eğer fiyat bugünün değil yarının konusuysa değer baskıdadır.

Pazarlama için ise yüksek veya düşük fiyat yoktur: Doğru karşılık vardır.

Eğer karşılığı yani değeri ölçemiyorsak, sağlıklı bir pazarlamadan söz edemeyiz.

Türkiye’nin içine düştüğü Değer Krizi aynı zamanda ciddi bir Pazarlama problemdir.

Kolay çözüm

Pazarlama ve satışın ‘çözüm’ ile baskılandığı bir çağda yaşıyoruz

Bugün, çözümün adı kolaylık.

Mutfaktan garaja her işe “Nasıl daha kolay olur?” sorusunun kamçıladığı güçlü bir içgüdüyle yaklaşıyoruz.

Ancak ne zaman çözümü sadece kolay ile tanımlasak; tasarımı, kaliteyi, uzun vadeli ve kalıcı olanı gözden kaçıyoruz.

Gerçekten, ihtiyacımız olan sadece kolay mı?

Alaka

Cem Karaca, Eminem, Frank Sinatra ve Coldplay arasındaki fark kalite ile ilgili değildir.

Öyküyle ilgilidir.

Satın aldığın öykü hoşuna giden ezgiye dönüşür.

Saydıklarımın dördü de yüksek nitelikli müzik üretmiştir.

Birini seçmiş olman diğerini daha kalitesiz değil, daha ilgisiz yapar.

İlgi, alaka ve öykü; Pazarlama için her koşuldan önce gelir.

İlk etap

“Bir şeye eşit olan iki şey, birbirine eşittir.”

Öklid’in 5 temel önermesinden biridir.

Bize “Tabi ya!” dedirten her fikir türümüzün geleceğinde çığır açmıştır.

Ancak fark edene kadar her yenilikçi düşünce ilk etapta anlamsız gelir.

Ve eğer bu ilk etabı aşamazsan aşikar olana asla vakıf olamazsın.

Birim farkı

Dün Londra’daydım. Kafanızı fiyat noktasında karıştıracak bir kıyaslama vereyim:

“Starbucks Frappuccino Vanilla Aromalı 250 ml Soğuk Kahve” - 2.75£

UK’nin Erik’lisi sayılabilecek bir markadan 0.7 lt su - 2.35£

Aynı fiyatlama güzel ülkemizde:

Starbucks eğer online alırsan 64.90₺, ve birçok markette 79.90₺.

Su 11.50₺.

Makasa bakın!

UK’de fark 0.40 iken bizde 53.4 birim!

Biz bunu hak edecek ne yaptık?