Bu sefer

“Bu sefer farklı olacak!”

Neden?

Yeni bir yaklaşım, yeni bir buluş, yeni bir kültür mü söz konusu?

Yoksa sadece yeniden başlamak için fırsat mı doğdu?

T-shirt katlama

“LC Waikiki herkes tişörtlerini katlasın diye…” şöyle bir şey yapmış:

Bu haberi paylaşan bir gönderinin altında ilk ve en çok beğenilen yorum şu: “Hastasıyız böyle inovatif düşüncelerin…”

Bu bir inovasyon değil; aksine kağıt, kartuş, işçilik ve emek israfı. LCW ölçeğinde bir şirket için bu doğru bir Pazarlama sayılmaz.

Tişört katlamanın birçok kolay yöntemi var. Yetişkin birinin böyle bir kutuya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.

Eğer gerçekten böyle bir talep varsa, bu durumda LCW için güzel Pazarlama: Tüketicisine nasıl yapılacağını öğretecek eğitici deneyimler inşa etmesi olur.

Size bir örnek: 2 saniyede T-shirt nasıl katlanır (İzle)

Tercihli sorumluluk

Cem Yılmaz’ın meşhur “Bizde sanatçı sürünsün isterler…” sözü çok anlamlıdır ancak kullanıldığı kontekst bakımından hatalıdır. Evet, genellikle yaratıcı beyinlerin kompleks hayatları olur. İlişkileri çalkantılı ve çıktıları genellikle sorunludur. Ancak bu doğal bir prosestir. Yaratıcılık bu kaostan beslenir. Bu onların yaşamayı tercih ettiği değil, mecbur kaldıkları bir haldir.

Daha önemlisi: Sanat van Gogh’un veya Dostoyevski’nin sorumluluk bilinciyle seçtiği bir yol değildir. Varlıklarına anlam katan tek yol odur.

Sorumluluk devralmak ise -seçimlere giren siyasiler gibi- bilinçli bir tercihtir. Yetkiyi, karşılığında hayatlarımızı daha iyi duruma getirmek için talep ederler. Ve evet, beklentimiz onların 7/24 sorumluluk bilinci ile çalışıp sürünüp gitmeleridir.

Biz sanatçı sürünsün istemeyiz, bu sanatçının kendi tercihidir.

Siyasileri ise gün yüzü görmemeleri için seçeriz.

Aksini düşünüyorsan; II. Mehmed, Napolyon, Churchill, Lincoln ve Atatürk okumamışsın demektir.

Ne zaman değişti?

Değişim genellikle kademeli gerçekleşir. Ve hakimiyet kurduğunda sanki anlıkmış ve hep buradaymış gibi hissettirir*.

Ancak asla öyle değildir.

Bir politikayı, işleyişi ve hatta saç stilimizi değiştirmeyi düşündüğümüzde; herkesin bunu fark edeceğini ummak kolaydır. Oysa insanların değişime adaptasyonu ve onu fark edişleri zannettiğinden daha çok zaman alır.

Evet, belki Internet on dakika önce ne olduğuna fokuslanmanı istiyor olabilir, iş gören değişim ise en az on yıl önce başlamıştır.

Birkaç adım geri at ve bir daha bak!

Bugün konuştukların kaç gün önce değişti?

*Bkz. yeni seçim sonuçları sendromu.

Niyetin ne?

İlginç gelebilir ama niyet güçlü bir öykü örücüdür ve parçası olduğun öyküden daha belirleyici hale gelebilir.

AKP pazarlamasının son fiyaskosu bu niyet-öykü çatışmasının bir ürünüdür.

Gözden kaçırdığımızı düşünüyorum: Biz pazarlamacılar “Öykün ne veya ne olsun istersin?“den önce “Niyetin ne?“yi sormamız ve anlamamız gerekiyor.

Öz eleştiri

Öz eleştiri size eleştiri yöneltildiğinde dikkate almanız gereken bir kavramdır. Yapılan tüm eleştirelere kulak tıkayıp duraklar tükendikten sonra ‘öz eleştiri’ bir işe yaramaz.

Evet, Ak Parti özeleştiri şansını ve Türkiye toplumu kademeli ve anlamlı bir iyileşme fırsatını kaybetti.

Türkiye bir tarikat/kült toplumuna dönüştüğü için çoğu insan bunu kavrayamıyor. Çünkü diğer kritiklerde olduğu gibi bu kritiği de anlamıyorlar. Kritik bir nasihat veya tavsiye değildir. Kritik bir uyarıdır ve öncekilerin aksine ekseriyetle gerçek ve doğru korkulardan inşa edilir.

Birçok muhafazakar dün kehanet onları yarı yolda bıraktığı için şaşkın ve şüphedeler.

Eğer onlardan biriysen; kritikle başla. Başaramıyorsan; kendine doğruları söyle. Çünkü ikisi de aynı yola çıkacaktır.

Öz eleştiri? O şansı kaybettin.

Demokrasi problemi

Tire’nin -kooperatif- yoğurdu İçim’den çok daha lezzetlidir. Deneyen herkes bunu bilir. Ancak İçim mutlaka daha çok satar. Çünkü Ülker’in Pazarlama ve maliyet/sürüm gücüyle Tire’nin mücadele etmesi mümkün değildir.

İşin sana bakan tarafı ise seçimdir. Daha çok göz önünde ve daha ucuz olan senin için daha kolay bir seçim olacaktır. Ve nihayetinde sonuç nettir: İçim seçersen fiyatı, Tire seçersen lezzeti satın almış olursun.

Demokrasinin seçim problemi de buradadır. Seçtiğinle aldığın neredeyse hiçbir zaman denk değildir. Bazen sadece A taraf kaybetsin diye B tarafı seçebilirsin. Bu durumda sonuç senin için kazan/kaybet karışımı bir şey olur. Hülasa bu durum sana şunu düşündürmelidir:

Bugün yaptığın seçim; senin ne düşündüğün, nasıl katkı sağlamak istediğin, neleri değiştirebileceğinden bağımsız bir roldür.

Yarın, bu gerçeği unutmaman ve bildiğin yolda yürümen dileğiyle…

Kimi seçiyoruz?

Batı büyük bir kulüp. Entelektüel birikimi, birlikleri, şirketleri ve sosyaliyle çok başarılı. Bununla yüzleşirsiniz veya yüzleşmezsiniz; gerçekler değişmez. Biz maalesef gelişmiş ülke olma hayallerini yaptığımız tercihlerle en az 50 yıl erteledik. Ve evet, bu bir tercih meselesiydi. Sağlıklı bir akşam yemeği ile kalorili Big Mac arasında seçim yapmak kadar da basitti aslında. Big Mac’i seçtik. Aramızda bazımız “Oh, iyi de yaptık…” diyebilir, hakkıdır. Afiyet olsun. Ancak aynalarda kendimizi kandırmayalım. Ekseriniz dünyayı gezdiniz, gördünüz. Artık hayal kurmaktan vazgeçelim lütfen.

Şimdi, kimi seçiyoruz?

Gerçeklik

Güzel mottolar mikro monologlar gibi çalışır. İyi olanı çok iyi iş görür. Arada bazılarını yazmış ve alıntılanmış biri olarak; hem dokundurma hem de kara mizah yönüyle benim için tüm zamanların en iyisi budur:

-muhtemelen Woody Allen söylemiştir-

“Gerçekliğin düşkünü olduğum söylenemez ama yine de düzgün bir yemek yiyebileceğimiz tek yer burası.”

Afiyet olsun.

Natürel renkler(?)

Sadakat hakkında çok konuşulan ancak içi en boş kavramlardan biridir. TDK’ya göre bu Godzilla mefhum içten bağlılık demektir. Neye bağlılık? Fikre, inanca, finansal veya statükoya dönük bir hedefe mi? Ve süresi nedir? Zamansız mıdır?

Dürüst olmayan patronlar çalışan sadakatini icat etmiş olabilir. Ve samimiyetsiz, muallak fikirli liderler davaya içten bağlılığı.

Dile pelesenk olan anlam kazanır diye bir kaide yoktur. Geçen gün biri “İstediğim şey, böyle natürel renkler…” dedi. Oysa ki, tüm renkler natürel.

İstediğin şey sadakatsa önce açık ve dürüst ol, dökül: Ne istiyorsun? Ve süresi nedir?