Joker

Todd Philips’in birinci Joker’i IMDB’den 8.4 ile ortalamanın çok üstünde puanlanmıştı. Devam filmi ise yalnızca 5.2 reytingle vasatın altında kaldı. Philips aynısını Hangover’e yaptı. Vaadi çok güçlü bir öyküyü karakterlerin içini boşaltarak öldürdü. Matrix’in devam filmini çekemezsiniz. Aynı şekilde Fight Club’ınkini de. Çünkü öykü biter. Bu tekrarlanmaz anlamına gelmez. Tekrarlanırken bıktırır da demek değildir. Nasrettin Hoca’nın öyküleri aradan geçen yüzyıllara rağmen hala diridir. İyi öykü sonsuzdur.

Öykünün sonuna geldiysen uzatma.

Baştan sar.

Çuvallama

Pazarlamada çuvallamayın. Finans, teslimat ve operasyonlarda, insanları işe alırken veya yönetirken, hatta üretim hatlarınızda bile büyük hatalar yapabilirsiniz. Ancak pazarlamanız başarısız olursa, üzerine inşa ettiğiniz her şey ardından çökecektir.

Pazarlamanın şirketinizin temel taşı olduğunu söylemiyorum: Taşıyıcı sütunu, vitrini veya dış dünyayla bağlantı aparatı olduğunu. Ya da belki bunu söylüyorum. Belki de Pazarlama tam olarak budur.

Pazarlamada başarısız olmayın.

Ah be kardeşim

Hükümete, inşa ettiği köprüler ve deniz altı tünellerinden geçecek kadar güvenirken, “Aşı ol” telkinine itimat edemeyecek kadar karanlık buluyorsun.

Ve sen bana, bunun senin kendine anlattığın öykülerle, Pazarlama ile ilgili olmadığını söylüyorsun.

Öyle olsun. İyi yolculuklar.

Paradoks

Bugün Blog’a geç düştüm. Zaman zaman oluyor. Bu hafta haddinden fazla Pazarlama konuştum ve yazdım. Yorulduğumu fark ettim. Ancak şunu da fark ettim: Bir işte iyi olduğunuzu birine ikna etmek, bazen o işte iyi olabilmek için harcadığınız zamandan daha uzun sürebilir gibi hissettiriyor. Ki bu pratikte mümkün değildir. İşte bu, bir Pazarlama problemidir. Bu nedenle, yine ve yeniden, insanın pazarlamaya ihtiyacı var. Pazarlamanın da pazarlamaya. Paradoks gibi. Yorucu. Hayırlı hafta sonları.

Pazarlamayı pazarlamak

Pazarlama bizi tanımlar. Ancak pazarlamanın da pazarlanmaya ihtiyacı vardır. 30 Sayfa’da size Togo’nun muazzam öyküsünden bahsetmiştim. Togo’nun öyküsü, pazarlamadan bihaber olanların öyküsüdür. Yıllardır pazarlamayı size pazarlamaya çalışıyorum. Yaptığım bazı tanımları listeledim, iyi okumalar:

  • Pazarlama, sıra dışı olanla ilgilenir.
  • Pazarlama, niyet oluşturma sanatıdır.
  • Pazarlama, sizi görünür kılar.
  • Pazarlama, ara veremez.
  • Pazarlama, kehanetsiz yola çıkmaz.
  • Pazarlama, seçimleri kolaylaştırır.
  • Pazarlama bitmez, terk edilir.
  • Pazarlama, ilginç problemleri çözmek için vardır.
  • Pazarlama, ilgi/dikkat çekmek için icat edilmiştir.
  • Pazarlama, alternatifler üretecek kadar önemsemeyi öğretir.
  • Pazarlama, sınıflandırır.
  • Pazarlama, insanların ihtiyaç duyduğu hikayenin yayılması için koşullar yaratır.
  • Pazarlama, işinizin ömrünü uzatır.
  • Pazarlama, insan doğası ve “Nasıl daha iyi olur?” sorusunun peşine düşmekle ilgilidir.
  • Pazarlama, değiştirir, bariyerleri yıkar ve geleceği yeniden tanımlar.

Konu tuvalet

Tuvalette “Lütfen temiz bırakalım!” yazısı, bir sorumluluk paylaşma hareketidir.

Koşulların ve imkanların sınırlı olduğu uçak ve okul gibi alanlarda bu uyarıyı anlarım. Ama Opet bunu yazarsa, anlamam. Öncelikle, bu bir sosyal sorumluluk mesajı ya da kamu spotu değil. Opet’in bize terbiye dersi vermesine gerek yok. Ayrıca, “Tuvalet temizlik frekansımız sorunsuz; az önceki görgüsüz yüzünden bu tuvalet pis” diye düşündürmesi de uygun değil.

Eğer iş modelin Starbucks veya benzeri restoranlar gibi tuvalet hizmetini ücretsiz sunmayı gerektiriyorsa, bunu regülasyonlar çerçevesinde düzgün şekilde yap. Gerekiyorsa her 15 dakikada bir temizlet. Eğer böyle bir yükümlülüğün yoksa, o zaman ücretli yap ama yine temiz tut. İlkokul öğretmenimiz gibi davranman hoş değil. Zaten yeterince gerginiz…

Dikkat dağıtma

Pazarlamanın en hevesli olduğu konu dikkattir. Ancak dikkatin mahiyeti, amacı ve sürekliliği çok önemlidir. Ayrıca her zaman dikkate ihtiyacımız olmadığını da bilmek gerekir. Çünkü dikkat çekmek için Sur’a üflediğinizde, kimleri bir araya getireceğinizi kestiremezsiniz. Eğer dikkat, sizin dikkatinizi dağıtacak içerikleri hasat ediyorsa, o dikkat değersizdir.

Sürekli dikkatin peşinde koşanlar sadece Pazarlama yapmamakla kalmaz, aynı zamanda kötü bir Pazarlama da yapmış olurlar.

“Hadi ‘yaratıcı’ olup dikkat çekelim!”

Tamam, neden?

Bu soruya “Çünkü…” ile cevap veremezsiniz..

Brainrot=Creative

Oxford her yıl “Yılın Kelimesini” seçer. Merriam-Webster da aynı şekilde. Apple, yılın uygulamasını; Times ise yılın insanını…

Genelde objektif ve pozitif seçimler yapılır.

365 gün hatırı sayılır bir döngüdür ve gereklidir. Ancak döngü sadece 365 günle bitmez. Game of Thrones 8 sezon sürdü. iPhone 16’ya kadar geldik. Bazı kavramlar, ürünler ve fikirler peşimizi 365 gün bitince bırakmaz.

Yıllardır peşimizi bırakmayan kötü kavramlardan biri “Creative”dir; yani yaratıcı. Çoğu kullanımda içi boştur, özellikle pazarlama kamuflajıyla ortaya atıldığında. Daha önce de yazdım: Pazarlama yaratıcı olmak zorundadır. Reklam ajansları da öyle. Ressamlar da öyle. Müzisyenler de öyle. Neredeyse her meslek. Bu, birçok zanaat için olmazsa olmazdır. Ancak öne çıkarılacak bir varlık, yani asset, değildir. Özellikle pazarlama yaptığını iddia eden kişiler için yaratıcı olmadan önce: İş bilmek, ürün odaklı düşünmek, ticaretin temel saiklerini anlamak, araştırma-geliştirmeye aşina olmak ve tüketici eğilimlerini okuyabilmek gerekir.

Creative, viral… Bugün var yarın yokçuların işidir.


2024 Yılın Kelimesi Seçimleri:

Oxford: Brainrot (Beynimizi yoran kalitesiz internet içerikleri).

American Dialect Society: Enshittification (Çevrimiçi platformların kaliteyi düşürmesi).

Merriam-Webster: Polarization (Kutuplaşma).

Bir ürün

“Bir ürünle olmaz abi, çeşit olacak…”

Çok sıkıcı bir argümandır.

Olur.

Mehmet Efendi kahve satıyor, Crocs’u kroks yapan bir tane terliği var. Tezgahı genellikle bir ürün coşturur ama tezgah coştu mu kendimize hakim olamayız. Hep söylerim, biliyorsun; her ne kadar kapitalizm monopolleri sevmez dense de, ona çıkan yollar her zaman cezbedicidir. Microsoft, Google, Starbucks, Nike- hepsi monopol olmayı denedi.

Ama hayır, hiçbiri 100 ürünle başlamadı.

Bir ürün yaptılar ve onu çok iyi yaptılar.

Bir ürünle olur.

Mahzun olma

Yapay Zeka’nın bazı işlerin varlığını ciddi ölçüde tehdit ettiği bir gerçek. Bu bir drama değil. Arabesk bir tavır takınmanın bir anlamı yok. Bu, kapitalizmin doğasında var. Yeni, eskiyi götürür. Telgraf gitti. Kodak gitti, Nokia gitti. Aynı dinamikler.

Herkes mesleği nispetinde bu değişimde pozisyon alırsa sorun yaşanmaz. Yazılımcı kendini güncelleyecek. Yaratıcı beyinler ise araçlarını çeşitlendirecek.

Ve ben, genel kanaatin aksine, Yapay Zeka’nın orijinal olanın değerine değer katacağını düşünüyorum. Çünkü bir noktada göreceksiniz ki her yer AI’ın ürettiği ürünlerle dolmuş olacak. Otantik olan mumla aranacak. Tıpkı güçlü klasikler gibi. Eğer bir zanaatkarsan, sakın tedirgin olma. Yaptığın işi yapmaya devam et. İyi olacaksın.