Umursanmalısın

Yıllar önce şunu yazmıştım: Kirli bir tabela, hiç orada olmayan bir tabeladan daha çok şey söyler.

Pazarlamanın işi dikkat çekmektir; dikkat ise hep deflasyondadır. Fırsat penceresi çok dardır.

Kimsenin umrunda olmadığı bir dünyada, umursanmak zorunda olan işletmelersiniz.

Şansınızı zorlamayın; gıcır gıcır olun.

Akıl almaz takas

Hiçbir şey olmamış ve her şey yolundaymış gibi davranmak, adaptasyonun önemli özelliklerinden biridir. Homo sapiens ise bu konuda gerçekten her türden daha başarılıdır. Statükonun sürdürülebilirliği, bizim için hangi koşulda olursa olsun, hayatidir.

Türkiye’de, Türkiye’mizde, hiçbir şey yolunda gitmiyor. Bürokratik, siyasi ve sosyal anlamda her şey altüst olmuş durumda. Ama biz, meşhur tabirle, bu yeni normalleri olağanüstü normal karşılıyoruz.

Çünkü korkuyoruz.

Çünkü, pek bir faydası olmasa da, o malum sabah alarmını “Beş dakika daha.” diyerek ertelemeyi seçiyoruz. Az biraz daha konfora gerçeği takas ediyoruz.

Çok pişman olacağız.

Ve hataya düşmeyin, diğer her mesele bu çizdiğim kapsam dışında yüzeysel kalacaktır.

Ilımlılar

İklim Değişikliği bir olgu. Bu olguyla nasıl mücadele etmek istediğimiz konusu politika ile ilgilidir. Aynı şey Covid salgını için geçerliydi. Ve her şeyde olduğu gibi bu meselede de politika ifrat ve tefritçiler ile ılımlılar arasında şekillenir.

Mesele ne olursa olsun, eğer konsensüs havuzunda ılımlılar çoğunluktaysa en sağlıklı sonuçlar elde edilir.

Bu bağlamda herhangi bir organizasyon içinde liderin görevi her zaman ılımlı olmaktır.

Hayırlı haftalar.

Aynı yerde

Kültür statükocudur. İdealler de öyle. Komünizm yok olmadı; hâlâ güçlü bağlarla ona inananların beyinlerinde yaşıyor. Tüm bu düşünce biçimlerini çocuksu bir refleks etrafında değerlendirin: İnatçıdırlar. Vazgeçmezler. Fırsat ellerine geçti mi, imkânsız görünen o manevrayı yapmayı denerler.

Bu durum her ne kadar bazı zamanlarda gerçek ve masum insanlara ciddi zararlar verse de statüko en büyük hasarı kendine verir.

Yerinde sayan tükenir ve bunu fark etmeden bu dünyadan göçebilir.

Tek başımıza bir hiçiz

Anlamadığımız, nasıl çalıştığı hakkında hiçbir fikrimiz olmayan yüzlerce sisteme bel bağlıyoruz. Sağlıktan ulaşıma, güvenlikten iletişime kadar her alanda, katmanlarca farklı ürün ve konseptte hizmet satın alıyoruz.

Yıllar önce katıldığım bir konferansta, bir konuşmacı “Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni yarattı!” demişti. Bu bilinçli seçilmiş bir ifadeydi. Oysa “yaratmak” sıfırdan var etmek demektir. İtiraz etmiştim; bunun akademik bir ağızdan çıkmaması gerektiğini söylemiştim. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu: Birçok sistemden, fikirden, insandan destek alarak. Aynısı Washington, I. Osman ve Sezar için de geçerlidir.

Eğer 80’lerde kalmış bir Cumhuriyet bağnazı değilseniz ve bugüne kadar yazdıklarımdan beni tanıyabildiyseniz, hangi tümevarıma vardığımı ve teşbihte hata olmadığını anlarsınız.

Bu, çok önemli bir kavramdır.

Yaptığımız iş ne olursa olsun, sakın egonuzun sizi bir şeyleri tek başınıza başardığınız yanılgısına itmesine izin vermeyin.

Biz, tür olarak, tek başımıza bir hiçiz.

Sezonlar

Bizi satın almaya iten en güçlü kaldıraç sezondur.

İlkbahar, yaz, şimdi sonbahar ve ardından kış. Ve her birinin içinde; sevgililer, anneler ve babalar günü, yaz tatili arası, şimdi cadılar bayramı ve şükran günü ve kış aylarının Noel atmosferi…

Hepsi, hangi sektörde olursan ol, satış için en büyük kaldıraçlardır.

Eğer bu duyguları kaçırıyorsan, Pazarlama ile işleyemiyorsan, “iş yok” diye ağlamayacaksın.

Amasız

Her ne kadar alternatif gerçekler ve genel itibarıyla görelilik üzerine uzlaşsak da, gerçek kazanır.

Ve bugün gerçek şu: Türkiye son 10 yıldır neredeyse hiçbir alanda gelişmiyor.

Hayat kalitesi yükselmiyor, ortak zenginlik artmıyor, borçlar azalmıyor, adalet düzelmiyor ve şehirler her geçen gün daha da yaşanmaz hâle geliyor.

Bunlar gerçekler.

Neye inandığınız, neye kızgın olduğunuz veya beklentilerinizden bağımsız, soğuk taş gibi gerçekler.

Ve sakın seni bugüne getiren kararlarına göz yumup sorumluluklarını askıya almaya çalışma.

Sen sorumlusun. Hepimiz sorumluyuz.

Amasız.

İnsansız iş olmaz

Bazı kaynakların yerini doldurmak imkânsızdır. Dünyamız, bize inanılmaz zorlu koşulların hüküm sürdüğü bir evrende ev sahipliği yapıyor. ABD öncülüğünde 70 yılı aşkın süredir yürütülen uzay araştırmalarına rağmen, hâlâ dünyanın yerini alabilecek bir gezegen bulabilmiş değiliz. Bu nedenle, gezegenimizin içinde bizi hayatta tutan her sınırlı kaynak bizim için vazgeçilmezdir.

Bu düşünce biçimini ölçeklendirip iş dünyası da dâhil olmak üzere farklı alanlara uyguladığınızda, sizin için gerçekten vazgeçilmez olan unsurları tespit edebilirsiniz.

Buradan tümevarmam gerekirse: Her organizasyon için en kritik kaynağın hâlâ insan olduğunu unutmamanız gerekir.

İnsansız iş olmaz.

Milyar dolarınız bile olsa, iyi, etkili ve verimli bir organizasyonun ardında daima insan emeği vardır.

Yapay Zekâ teknolojilerine fazlaca kapılanlara not düşüldü. Haber verin.

Yeni gerçek

Gerçekleri ve olguları konuşmuyoruz.

İşinin nasıl bu hale geldiği, başından neler geçtiği ya da seni gerçekten tanıyan insanların ne söylediği, bunlar bizim ilgilendiğimiz konular değildir.

Biz “Ne konuşulmasını istiyoruz?” sorusunun cevabının peşindeyiz.

Kontrol etmemiz gereken, alternatif bir gerçek vardır.

Bu, pazarlamadır.

Belki

Bugün birinin, pota filesine alternatif, kısa dişli plastik bir ürün ürettiğini gördüm. Pazarlama gerekçesi -yani çıkış noktası- geleneksel ip filenin kopması, yıpranması vs. idi.

Kimin umrunda ki?

Tuzluğu yeniden icat edemezsiniz.

Bazı şeyler için gelişmeye ve değişmeye yer yoktur.

Alternatif için bazen ölçek çok büyütür. Bazen sadece bir tuzluk için alternatif bir evrende sıfırdan başlamanız gerekebilir.

Vanilla Sky’dan sevdiğim bir replik vardı: “Belki ikimizin kedi olduğu bir dünyada.”

Belki.