Tahmin ve hayal

11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin terörist bir saldırıyla yerle bir olacağını tahmin edemedik. Ancak yıllar öncesinde Hollywood yapımları bu distopik hayali farklı formlarda defaatle işlediler.

Hayalle tahmin birbirini besleyen ve fakat çok farklı iki kavramdır.

Tahmin verilere dayalı öngörüdür. Hayal ise -distopik veya ütopik- belli belirsiz bir imgedir. Tahmin ücretle gelir, hayal bedavadır.

11 Eylül’ü tahmin etmedik çünkü vuku bulduğu şekliyle tahmin yürütebilecek veri elimizde yoktu. Hayal ettik çünkü hayalin karşılığı yoktur.

Hülasa, iki kavram da olasılıklardan beslenir. Tahmin olasılıkları test eder, hayal ise o riski alamaz.

200

Bu blog’da bugüne kadar 30.000 üzerinde kelime yazıldı. Bu 200. yazım. Bu rakam ileri sayım ve ucu açık bir hedefle ilgili.

“Dünya’da 200 adet beyaz kaplan kalmış!” dediğimde 200’e bakış açınız bir anda değişir. Çünkü geri sayımlar sıradan olanla ilgili değildir.

Sizin için anlamlı olan ileri sayımları ‘geri sayım’ gibi konumlandırabilir misiniz?

Evet; ileri sayımlarınıza sınırlar belirleyerek…

Tarantino bunu ‘10 film’ hedefi ile yaptı. 

İleri sayımlarınızı ‘geri sayım’ tadında yaşamanız dileğiyle…

Görünür ve ulaşılabilir

Şu iki kavramın kapsamı hakkında fazla düşünmediğimiz açık:

‘Görünür’ ve ‘Ulaşılabilir’

Yaşadığımız dijital devrime rağmen, markaların reklam giderleri içinde aslan payı hala yazılı basın ve TV’de. 

Gazetelere verdiğimiz reklamlarda her okuyucu için ortalama 5.60₺ harcıyoruz. Bu pastada podcast’lerin payı 0.40₺ iken WEB hala 2.30₺’lerde sürünüyor. 

Mobil internet, sosyal medya ve podcast’lerin hedef kitlesine ulaşılabilirlikte açık ara önde olmasına rağmen neden bu ısrar?

Doğamız/fıtratımız gereği görünür olmaya ulaşılabilir olmaktan daha fazla önem veriyoruz.

Tam sayfa gazete reklamı görünür hissettirir ama sizi hedef kitlenize ulaştırmaz.

Matematik harikadır

Matematik harikadır. Çünkü neredeyse kusursuz çalışır. Matematiğe güvenebilirsiniz.

iPhone XS Face ID ~0,65 saniyede çalışır. Apple son tanıtımında yeni iPhone’ların %30 daha hızlı Face ID ile çalıştığını söyledi. Bu 0,195 saniye daha hızlı demek.

Eğer biraz matematik tutkunuz varsa %30’un büyük ve oyun değiştiren bir oran olduğunu bilirsiniz.

Ancak Matematik her ne kadar harika olsa da Matematiksel olarak her büyük olanın gerçek hayatta aynı karşılığı yoktur.

0,195 saniye küçük, %30 büyüktür.

Art niyetli pazarlama %30’u seçer. Siz seçmeyin.

İşlerinizi kaptırdınız

Oxford Üniversitesi’nin 2017 yılında yaptığı bir araştırmaya göre; 25 yıl içinde iş alanlarımızın %47’si makinelerin eline geçecek.

Sanılanın aksine bu mecburi devir teslimin tek sebebi ‘hız’ değil. İşlerimizi makinelere kaptırıyoruz çünkü bizden iyi yapıyorlar.

Starbucks’ta ‘az süt, az karamelli, extra shot’ Caramel Macchiato siparişlerimin 10’da 9’u hatalı hazırlanıyor.

Tüzüğün dışına çıkıp elimizden gelenin en iyisini yapmaya üşeniyoruz.

İşimizi düzgün yapmıyoruz.

İşini düzgün yapmayanları iş talebinde bulunan ‘beyaz yakalar’ makineler ile değiştirecek.

Bu dijital devrimin kaçınılmaz sonucu.

Hatırlayın

Geçmişe takılı kalmakla hatırlamak ayrı şeylerdir.

Hatırlamak gelecekle ilgilidir. Hatırlamak kim olduğunuzdan çok kim olmayı arzuladığınızla ilintilidir.

Bugünü hatırlıyorum. Bugün demokrasiyi silaha teslim ettiğimiz gündü.

İçeriksiz slogan

Selpak “Farklı Düşün” (Think Different) dese heyecanlanmayız. Çünkü slogan içeriğin önüne geçemez. Nihayetinde elimize tuvalet kağıdı verilecektir.

Ürününüzün sesi slogan ve klişelerinizden daha yüksek çıkar.

Ürünün kendisinden çok slogan ve klişelere kafa yormak; yelkenleri rüzgarla değil nefesinizle doldurmaya benzer.

Neden?

Neden? 

En kritik soru zarfıdır. 

Onunla kurulan kimi sorular kolay (‘Neden sanattan hoşlanırız?’) kimisi ise çok karmaşıktır (‘Neden var olduk?’). 

Kendi eylem ve varoluşumuza dair ’Neden?’ler yol haritamızın DNA’sıdır; yaşamımıza yön ve şekil verir.

Herkes ise hayatının bir aşamasında o en kritik ‘Neden?’ sorusunu sorar. Kimimiz 20, kimimiz 50’lerinde… 

Herkesin ’Neden?’leri ve ona bağlı olarak varsayım ve gerçeklikleri değişkenlik gösterir. Kimi sorduğu sorunun cevapları altında ezilir, yol alamaz. Kimi verdiği cevaplarla kitleleri peşinden sürükler.

Neden hayatta kalmaya çalışırız? Neden çalışırız? Neden çoğalırız? vs… 

Neden? 

Sormanız ve cevaplamanız gereken en kritik sorudur.

Nedensiz yol haritanız, kimliğiniz ve en nihayetinde bir hayatınız olamaz.

Öyküler yaşatır

40.000’in üzerinde örümcek türü vardır ve neredeyse hiçbiri insan için ölümcül değildir.

Ancak Batı kürenin tamamı örümceklerden korkar veya nefret eder. Her ne kadar Örümcek Adam batının kahramanı olsa da aksine; İslam kültürü etkisinde kalmış topluluklarda örümceğe karşı nefret reaksiyonu gözlemlenmez.

Bunun sebebi; iki kitlenin öyküleri arasındaki farktır. Batı’yı etkisi altında tutan edebi müessese öykülerinde örümceği ‘canavar’ olarak tanıtmıştır. Diğer tarafta ise örümcek İslam peygamberini kurtaran ‘kahraman’ olarak anlatılmıştır. 

Öyküler nesnelere, insanlara, hayvanlara velhasıl yerküreye bakışınızı belirler.

Öyküleri hafife almayın.

Her yaşanan -sözde- gerçekliğin arkasında tapılan bir öykü vardır.

Son kertede öyküsüz marka ‘gerçeklik’ oluşturamaz.

Bitiş çizgisiden sonrası

Alex Honnold 2018 yılında El Capitan’a free solo (halatsız) tırmandı. Tırmanışından yaklaşık 1 saat sonra gündelik, rutin egzersizlerini yapmak için karavanına çekildi.

Alex’in tırmanışının ne kadar olağanüstü bir iş olduğunu anlamanız için El Capitan ve free solo hakkında bir kaç makale okumanız yeterli…

Çoğumuz bitiş çizgisine odaklı iş yaparız. Oysa asıl kazananlar bitiş çizgisinden sonra bile koşmaya devam edenlerdir.

Mesela; pazartesilerimizi çekilmez yapan hafta ‘sonu’ ilüzyonudur. Mesela; spor yapmaya bir süreç değil bir yarış olarak baktığımız için devamlılık sağlayamayız.

Bitiş çizgisine kadar koşmak bir taahhüttür. Eğer bu taahhüdün ötesini görebilir ve koşmaya devam edersek; zorunluluğu ‘pratiğe’ ve nihayetinde pratiği ‘alışkanlığa’ dönüştürebiliriz.