Aynılık tüketir
Riskli görünen birçok şey, aslında hiç de riskli değildir. Hatta alabileceğin en doğru güzergâh olabilir.
Değişim ve devrim mütemadiyendir ve normaldir.
Absürt ve saçma olan, stabilite ve aynılıktır.
Aynılıktan hayır gelmez.
Riskli görünen birçok şey, aslında hiç de riskli değildir. Hatta alabileceğin en doğru güzergâh olabilir.
Değişim ve devrim mütemadiyendir ve normaldir.
Absürt ve saçma olan, stabilite ve aynılıktır.
Aynılıktan hayır gelmez.
Kitleleri kontrol etmenin en etkili yolu, inanç sistemlerine yatırım yapmaktır.
Kim olduğunuzdan ve neye hizmet ettiğinizden bağımsız olarak, fanatik inananlar gerçek yüzünüze değil, inançlarına nasıl yaklaştığınıza bakar.
Kabul etseniz de etmeseniz de, dünyada insanın başına gelen her kötülüğün arkasında inanç fanatikleri vardır.
Bunlar çukurdayken bile kazmaya devam eder.
Çözümsüzdür. Maalesef.
Birçok araştırma ve güncel verilere göre, İran saldırısının 3. Dünya Savaşı’na evrilme olasılığı %12’ye ulaşmış durumda.
Bu, bu kadar riskli bir sonuç için küçümsenecek bir ihtimal değil.
Dua edelim de ABD işini hızlı bitirsin.
İhtimal %39.
Amerika’da toplam sağlık harcamaları yıllık 4.8 trilyon dolardır. Türkiye’de aynı rakam 110 milyar dolar. Kişi başına ABD 15.000$ harcar. Türkiye 840$.
ABD’nin toplam sağlık harcamasının GSYH’ya oranı %18’dir. Türkiye’ninki ise %5’tir.
Tıbbi teknoloji, ileri düzey tedavi, uzman hekim ve hastane kalitesinde ABD açık ara dünya lideridir. Bu 4 segmente Türkiye orta düzeydedir. Ancak nihayetinde sağlık hizmetlerine ulaşımda ve verimlilikte Türkiye liderdir.
Neden?
Cevap çok basit: Güçlü merkezi idare ve sade/düşük bürokrasi.
Hangi konuyu ele alırsanız alın, bürokrasinin güçlendiği yerde çürüme başlar.
Yani özetle Ankara (Bu durumda Washington) gerçekten Allah’ın belası bir yerdir.
Kronik bir kumarbazın, kazanmayı hedeflediği tutarı arkadaşlarının ona temin ettiğini varsayalım. Bu durum onu kumar oynamaktan alıkoymayacaktır.
Bu, Pascal örneğinde olduğu gibi, bazen amaç olarak görünen şeyin işlevinin düşündüğümüz kadar güçlü olmadığını gösterir.
Bazen motivasyon ve amacı çok karmaşık katmanlarda temellendiririz.
Ve bazen pazarladığın ürün, ilk bakışta bu ihtiyacı tatmin eden bir araç gibi görünse de bizim için, senin anlayamayacağın düzeyde anlamsız olabilir.
İmtiyaz, diğer 99 kelimemiz gibi Arapça kökenlidir.
Kelimenin etimolojisine indiğinde, dünden bugüne gerçeği ayırt etmenin soyut bir kavramına dönüştüğünü; ardından toplumsal ve entelektüel mükemmellik anlamını kazandığını görüyoruz.
Mesela Kur’an’da kelime bir ayette şöyle kullanılıyor:
“Allah böylece murdar olanı temiz olandan ayırır, (..)” – 8:37
Burada imtiyaza değer görünenin pür, temiz olması gerektiği vurgulanır.
Kavram, Arap dillerinden Türkçemize ve nihayetinde Batı’ya güçlü bir felsefi ayrıştırma taşımıştır. Bu tartışılmazdır. Çünkü özellikle Kıta Avrupası’ndaki benzer Latince kelime: privus (özel) + lex (yasa), yani İngilizce “privilege”dan gelir.
Yasaldır. Fizikseldir.
Bu fiziksel ayrımdan, anlam İslam dünyasının etkisiyle şu alanlara doğru genişlemiştir:
-Entelektüel ayrı: Fikirleri ayırt etme
-Ahlaki ayrım: Doğru ile yanlışı ayırt etme
-Toplumsal ayrım: Ayrıcalık / statü
-Akademik ayrım: Üstün başarı derecesi
Bugün imtiyaz kelimesi Türkiye’de adam kayırma olarak okunur.
Adam kayırma. Yani hak yeme. Yani yağma.
Ne kadar çürümüş olduğunuzu hatırlatmak istedim.
Türkiye’nin kitleye yayılmış en büyük problemi, gördüğünü yorumlarken sonuçları gereksiz yere karmaşıklaştırmasıdır.
Occam’ın Usturası’nın önerdiği gibi, absürt sonuçlara kapı aralamadan takip etmen gereken yol şudur:
-Rakip teorileri karşılaştırmak,
-Gereksiz karmaşıklıktan kaçınmak,
-Verileri etkili bir şekilde açıklayan modeller oluşturmak.
Yani gece gökyüzünde bir ışık süzülmesi gördün. Bu teoride UFO da olabilir, drone da olabilir. Eğer uzaylılar için elinde güçlü kanıtlar yoksa, daha basit açıklama olan insan teknolojisini tercih etmen gerekir.
Anayasa seçiminden faiz kararlarına kadar hep olasılığı en düşük seçeneği seçtiniz.
Hep perdenin arkasında görünmeyen o öcülere inandınız.
Kaybettiniz.
Kaybetmeye devam edeceksiniz.
“Dünyayı geriden mi takip ediyoruz?”
Bu soru eskidi.
Hayır, artık dünyayı en yakından takip edenlerdeniz.
Dünyayı gerçekten anlıyor muyuz?
Hiç zannetmiyorum.
Artık belki dünden daha az.
Ve evet, anlamaya başladığımızda, tıpkı takip edemediğimizi anladığımızda olduğu gibi, çok geç olacak.
Bugün viral olmuş bir paylaşım gördüm. Konuşan kişi şunları söylüyor:
“Sıraya geçmiş, ramazan pidesi alacak. Pideyi ısırmış, yiyor. ‘Sen oruç tutmuyorsun, ramazan pidesi alıyorsun. Hayırdır? Bu pide, inananlar için Allah tarafından gönderildi’ dedim.”
Tabii ki işin makarasını anlıyorum. Ama inkâr etmeyelim, bunun bir gerçeklik tarafı da vardır. Bir pazarlamacı olarak, bu dünyalıklaşmaya direnen İslam dünyasının inanç ve kültürünü ürünleştirememesinin arkasındaki en önemli sıkıntının bu radikal sahiplenme olduğunu düşünüyorum.
Noel ağacını kimin nereye diktiği bir Hristiyanın umrunda olmaz.
Pazarlama, “bırakın yapsınlar” sanatıdır.
Hiçbir büyük mesaj, zapturapt altındayken kitlelere ulaşamaz.
Pazarlamanın en büyük meselesi iknadır.
İknanın en büyük meselesi karşılıklı güvendir.
Ve burada bahsettiğimiz güven, bir kadının eşine veya bir çocuğun annesine olan güvenden daha derindir. Buradaki güven, şu kompleks sorunun cevabını arar:
“Senin bu spesifik konudaki tecrübene ve benim ihtiyacımı tam olarak teşhis edebilme kabiliyetin ile beni anlama derinliğine güvenebilir miyim?”
Bu soruya kısa vadede “evet” dedirtebilmek zor bir iş değildir.
İmkânsıza yakındır.