Hayırdır kardeşim?

Baret, ikaz yeleği ve elinde merdivenle güvenliğe takılmadan neredeyse her binaya girebilirsin.

Bu harika bir sosyal deneydir: Kimliklere ve görünüşe verdiğimiz önemi anlatır. İmajın ne kadar etkili olduğunu gösterir.

İçerik çoğu zaman ilgisizdir.

Söz konusu Politika (Propaganda) ve Cani Pazarlama olduğunda; dikkatini dağıtan, seni kandıran ve asıl önemli olanı görmezden gelmeni sağlayan bu sahte kimliklerdir.

Satır aralarında, sloganlarda, şık tasarlanmış sosyal medya içerikleri ve reklam filmlerinde mütemadiyen işlenir.

Gözüne sokulur.

Kanma.

Elinde merdivenle meskenine selamsız dalana sor:

Hayırdır kardeşim?

Pişman olmazsın.

Peki, ya sen?

Pazarlamacılar ileriye dönük bakmakta, olacak olanı görmekte mahirdirler.

Mutlaka her üç yılda bir, genç kızların çığlıklar ile t-shirt yırttığı bir popçu ortaya çıkar. Belki her yıl erken benimseyenler için eski, toplum için yeni sayılan bir teknoloji raflarda yerini alır. Her hafta sürpriz bir buluş veya yayın bilgisi haberlere düşer. Ve diğerleri…

Tarih tekerrürden ibaret midir bilemem ama kendini aynı eğilimde yenilediği vakadır.

Gazete kağıdıyla başladık, şimdi Twitter’dayız ancak tükettiğimiz içerikler aynı.

14 veya 28 Mayıs’tan sonra da tarihin akış trendi değişmeyecek.

Zaman yine en çok o geçmiyor diye yakınanları tüketecek.

Zaman yine daha çok özgürlük talep edenleri haklı çıkartacak.

Zaman yine çuvaldızı başkasına dokundurandan taraf olacak.

Zaman yine birilerinin yokluğa, yalana, adaletsizliğe ve ayrıştırmaya karşı çıkmasını kutsayacak.

Zaman yine üstüne düşeni yapacak.

Peki, ya sen?

Kitle abartılır

Kitleler er ya da geç sizi yüzüstü bırakır.

Çünkü kalabalık odakta değildir. İlgi ve ciddiyeti geçicidir. Hepsinden kötüsü, çoğu zaman kalabalık kontrolden çıkar ve izdiham üreten avam bir kitleye dönüşür.

Ürettiği çoğu veri değersizdir.

Kararsız kaldığında veya hareket noktan konusuda şüpheye düştüğünde kalabalıkları görmezden gel.

İnsana, bireye konsantre ol.

İnan ki, ölçek (Kitle) abartılır.

Var ol!

14 Mayıs’ta oy kullanmak yani bir tercihte bulunmak, sistemden ziyade seninle ilgilidir.

Oy kullanmamak ise seni sadece bir şey yapar: Görünmez!

Ve dahası, oy kullanmamak ne politikayı ne de onun pazarlamasını yapanları ortadan kaldıracaktır. Şüphen olmasın; 15 Mayıs’ta hepsi işini kaldığı yerden yapmaya devam edecektir.

Evet, biliyorum kafan karışık.

Tercih yapmak bağlayıcı ve çok yorucu. Vicdani sorumluluğu da kayda değer! Ancak görünmez olmak, uzun vadede seni tanınmaz hale getirir.

“Dün, ben bu kişiydim, buna el kaldırdım” demek, hatalı da olsa bir varoluş meselesidir.

Ve unutma; değişimin geldiğini fark etmek kolay değildir. Ancak geldiğinde zor unutulur. Değişimin parçası ol. Adım at.

Spontane

Spontane Latince kökenli bir kelime. Kökü özgür iradeden geliyor. Yani kendi isteğiyle, yani gönül hoşluğu ile, yani memnuniyetle demek.

Bu yüzden doğaldır. Bu yüzden kazanır. Bu yüzden sevilir.

Karşıtı ajanda ile hareket edendir. Bir plan ve beklenti üzerine konuşur ve kasıtla eylemdedir.

Sevilmez. Çekinilir. Korkulur. Mesafe konulur.

Spontane ol.

Doğru Pazarlama bu özgünlüktedir.

Neye ihtiyacın var?

Satış yaparken şunlara ihtiyacın olur: Güzel bir prim, bol motivasyon, sabır, güler yüz, kitle, kaliteli ürün, rekabetçi fiyat, dinamik bir iş modeli, sağlam bir ekip, canlı bir network

Tüm bunların ise öykün ve verdiğin sözlerle birlikte Pazarlama’ya ihtiyacı vardır.

Bu kritik farkı anlaman önemlidir.

Kafalar karışık

Vileda sopası mı? Kanopi veya kapak çubuğu mu?

Kafamız karışık. Ve bu kasıtlı bir tutum değil. Aynı şeye bakıp farklı şeyler görmek her günün konusudur. Keza aynı şeyleri duyup farklı şeyler anlamak da gayet olağandır.

İyi eğitimli ile akıllı aynı şeyler değildir.

Akıllı ile pratik zeka birbirinden farklı kavramlardır.

Öğrenmek başka eğitim başka bir şeydir.

Başarılı, zengin olmakla aynı şey değildir.

Neye baktığımız konusunda uzlaştıktan sonra ne demek istediğimiz konusunda hem fikir olabilirsek; bu harika bir başlangıç noktası olur.

Ve faydacılık, pragmatizm bunu gerektirir.

Ah Opet

Kapitalizm rekabet ile ilgilidir ve rekabet daha iyi ürünü daha uygun fiyata satmakla sonuçlanır. Ancak bazı durumlarda Kapitalizm ölçüsüz ve anlamsız kaynak israfı ile birebir bağlantılıdır.

Opet’in tuvaletlerinin temizliğini tüketicisine kontrol ettiren uygulaması ve reklam kampanyası bu anlamda gördüğüm, mübalağa etmiyorum inanın: En absürtü ve en saçması olabilir.

Websitelerinde ilgili bir sayfada şöyle bir alt başlık atmışlar:

“Türkiye’nin Uygarlık Projesi: Temiz Tuvalet Kampanyası”

“Uygarlık Projesi” akıl alır gibi değil gerçekten.

İçi boş ve geveze Pazarlama sınır tanımıyor. Cem Yılmaz’ın* “Yahu, konu tuvalet, tuvalet…” yakarışı geldi aklıma.

Tuvaletlerini temiz tut Opet. Temiz tutmak için ortaya koyduğun arzuyu bize duyurmak yerine, bu temizliği yapacak işçilere prim olarak dağıt Opet. Faydalı işlerle uğraş Opet. Cumhuriyetimizin 100. yılında ‘uygarlık’ ve ‘tuvalet’ kavramlarını yan yana koyma Opet. Temiz tuvaletin mutlu ettiği bir Türkiye’nin parçası olduğumuzu gözümüze sokma Opet. Lütfen Opet.

*Bu adama da bu kadar para harcamaktan vazgeç Opet.

İpin ucu

Bu Blog’ta 1.161’ci yazım.

Her gün yazma trendimin 3. senesini devireli 65 gün oldu.

Beni IG hesabımdan önce takip eden ve her gün okuyanlar tam 1.161 makale okumuş oldular.

Hepsi websitemde çevrimiçi. Girip okuyabilirsin.

Hepsini okuman ortalama 58 saat sürecektir.

Her gün bir yazı okumuş olsaydın günde ortalama 3 dakikanı harcamış olacaktın.

İpin ucunu kaçırmak böyle bir şeydir.

Bugün itibariyle, yılın üçte birini geride bıraktık.

Yani yılın %33’ü bitti.

Hala başlamadığın, ertelediğin şey her neyse; ucunu kaçırmana ramak kaldı.

Haberin olsun.

Yarın başla!

Eksen

Pazarlamayla ilgili çıtır bir kitap yazdım.

4 soruyu cevapladım:

Pazarlama: Ne ile ilgilidir? Nasıl düşünmelidir? Ne zaman gerçekleşir? Neden önemlidir?

Geçenlerde antik bir kitapçının raflarında duran; hiç duymadığım, bilmediğim ve okumadığım kitaplara uzun uzun bakmış ve şöyle düşünmüştüm: On binlercesine hiç vakıf olamayacağız. Sordukları soruları ve keşiflerini anlama fırsatımız olmayacak. Eleştiremeyeceğiz. Övemeyeceğiz.

Bu düşüncem uzakta duran kinayeli bir poster yazısı ile dağıldı: “Harika bir kitap, hiç imla hatası yok!”

Değerlendirme ölçümüz tek eksene oturduğunda ürünler anlamsızlaşır, vakit daralır.

“Ürünüme anlam katmak için nereden başlamam gerekiyor?” diyorsan, 30 Sayfa senin için yazıldı.

Buradan satın alabilirsin: 30 SAYFA (Bağlantı)