Nasıl işe yarar?

Yaptığını düşündüğün Pazarlama işe yaramıyorsa, muhtemelen şu 3 noktayı gözden kaçırıyorsundur:

1- Müşterini seç. Eğer onlar seni seçmiyorsa, onları tanımıyorsun demektir.

2- Müşterini tanı. Eğer onlar seni tanımıyorsa, daha güzel ürünler üret.

3- Müşterin seni 7/24 izliyormuş gibi davran. Çünkü izliyor.

Yetenekli

Yetenekli, yani ‘gifted’ hediyelenmiş veya ödüllendirilmiş değilseniz; başarı ciddi efor gerektirebilir. Bu her alan için böyledir.

Ve elbette “Ama sadece yetenek yetmez!” bir klişedir.

Tabi ki, yetmez.

Ancak ciddi bir avantaj noktasıdır.

The Gambler(2014)’da çok hoşuma giden şöyle bir çıkış vardır: “Eğer dahi değilsen, hiç zahmet etme…”

İronik ve fakat eğiticidir.

Yetenekli olmadığın durumda eforun, çabanın tek akçen olduğunu kavramanı sağlar.

Ve efor bir arzu değildir. Çok arzulamak seni çok çabalı yapmaz. Ortaya iş koyman gerekir.

Bugün maalesef, “Az iş, çok beklenti!” hastalığına kapılmış arzulu bir yeteneksizler epidemisi yaşıyoruz.

Eğer birileri şanslı olduğu için yetenekli, ve akıllı olduğu için çalışkansa: Sen, zorunda olduğun için çok çalışkan olmak durumundasın!

Adil olmayabilir. Ama günün sonunda, kimse bize kolay olacağına dair söz vermedi.

Çalış. Çok çalış.

Hayal kırıklığına uğramazsın.

Sloganlaştır

“Uyuyan üşür!” değil, “Uyuyanın üstüne kar yağar!”,

“Soğuk günler geride kaldı” değil, “Geldik yüze, çıktık düze.”,

“İnsanlar çok konuşur” değil, “Ağzı olan konuşuyor…”.

İfadede değil, manada sadeliği kovala.

Sloganlaştır. Düzleştirme.

Pazarlama budur.

Ritim

Ritim bir uyum meselesidir.

Mutabık kalmakla ilgilidir. Ve her mutabakat gibi; sıkı takip, anlama ve güzel bir sabır gerektirir.

Ritim tutmadığında sadece istenilen sekteye uğramaz, abuk hüküm sürer.

Ritimsize maruz kalanın neşesi kaçar.

Pratik et: İş yapan her organizasyon için olmazsa olmazdır.

Yaz, her şeyi

Unutuyor olmamızın en önemli sebeplerinden biri yazmamak. Evet, Türkler tarih yapmayı sever ama yazmayı sevmez.

Bu biraz “Geçmiş geçmiştir…” tutumunun sebep olduğu bir mesele. Yan etkisi şu: Evet, her şey geçer ancak nasıl geçip gittiğini hatırlamamak bizi çok değerli içgörülerden mahrum bırakır. Bazen başardığımızı düşündüğümüz süreçler zaman geçtikçe aksini ispat eder. Bazen kayıp gibi görünen yıllar en büyük kazanımların mimarı olur.

Geriye dönüp baktığında kim olduğunu, o gün ne söylediğini ve neyi neden savunduğunu hatırlamak ancak yazmakla mümkün olur.

“Temet Nosce” yani kendini bil ancak kendini hatırlarsan mümkün olabilir.

Yaz, her şeyi.

Bilinmez

İnsan için bilinmez olağan bir fenomendir. Süreklidir.

Bilmemek keşfin ve efsanenin ana unsurudur.

Bilinmeze yaklaşımımız, onu değerlendirme ve adlandırma yöntemlerimiz geleceğimize şekil verir.

Yarın mutlaka bir bilinmez ile yüzleşeceksin.

Örtüsünü kaldırmayı veya rivayete bel bağlamayı seçebilirsin.

Biz pazarlamacılar ikisini de yaparız.

İkisi de işe yarar.

Nedenler...

Neden’ tekil kullanılmaması gereken önemli zarflardan biri.

Biz insanlar, öykü anlatıcılarıyız. Olayımız budur: Bir vaka ancak öykümüz ile ilintiliyse iş görür. Öykü ise bağlam olarak mutlaka sade olmalıdır: Frodo Saruman’a karşı ve Harry, Voldemort’la mücadele eder. İyi ve kötü, cesur ve korkak, güzel ve çirkin; hepsi öykünün içinde bir Ying/Yang gibidir.

Lakin bu siyah/beyaz anlayış ve olayları değerlendirme refleksimiz -maalesef- hayatın birçok alanına yayılır. Ancak gerçek hayat öykülenemez.

‘Neden’ asla tekil değildir.

“Nokia neden battı?”, “Osmanlı neden çöktü?” ve benzeri soruların 3 nedeni yoktur. Birçok nedenleri vardır.

Sadeleştirme ayrı, olguları yok sayıp öyküleştirme ayrı…

Dikkat edin.

Hangi Pazarlama?

Pazarlama bir bilim mi, yoksa bir sanat veya yaratıcılık* prosesi mi?

Yoksa hepsi mi?

Bu soru sosyal bilimlere konu olan birçok dal için bir sorun teşkil eder. Çünkü bilimin tanımı ve uygulaması nettir. Bilim, olgusal kesinlik sağlanmadan yargı dağıtmaz. Yine de bir pazarlamacı bir fizikçinin aksine kendinden çok emin konuşabilir: Atlamayalım, bu tutum bilimin değil, ancak bir içgüdü, içgörü veya öngörünün konusu olabilir.

Gri alanları, bilimin konusu olan pazar araştırmaları, analitik ve tüketici davranışları gibi yüksek veriyi işleyen çalışmalardan ayırmak gerekir.

Bazı pazarlamacıların kafası ne yaptıkları konusunda karışık olabilir. Ancak siz, ikisini birbirinden ayırın.

Evet, pazarlamacılar şakalar yapar, yaratıcıdır, ilham verir ve sloganlar üretir…

Bunlar sizi iyi hissettiriyor olabilir.

Bilmek ise sizi iyi yapar.

Birinci gün

Okulunda birinci gün.

İşinde, evliliğinde…

Veya sporda, yeni projende birinci gün…

Hatırlanır; deneyimin kolostrumu gibidir. Konsantredir.

Birincilerin en önemlisi; hayatımızın birinci günü ise hafızasızdır. Hafızası başkalarıdır.

Bazen ilk günün deneyimi; heyecanın, stresin veya tecrübesizliğinin kurbanı olabilir.

Gün bir, hafıza sıfır olmasını istemiyorsan: Birincileri hep paylaş.

Birinci günün kutlu olsun.

Deneyim

Deneyimin en tilki özelliği kişiye özel olmasıdır.

Deneyime yön veren örnek yollar veya kullanıcı arayüzü gibi patikaları ne kadar özelleştirirsen özelleştir; pratik kişiden kişiye mutlaka fark edecektir.

Deneyim kişiseldir. Tarikatleştirilemez.

Ürününü pazarlarken bunu gözden kaçırma.